menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

ELVEDA GÜZELİM

19 0
18.03.2026

Şanslı bir çocuktum. Sahur sofralarında büyüdüm. Yedi yaşımdan itibaren oruç tuttum, tutturuldum (11 yaşına kadar kayık orucu). Öyle öyle Ramazan sevgisi kalbime aşılandı. Rabbimizi, dinimizi öğreten bir annem vardı. Babam gözümüzün önünde severdi, annem de bize anlatarak sevdirirdi.

Cumaları başımı bağlayıp okuduğu Yasin’i dinletirdi. Bana Allah korkusunu değil, Allah sevgisini öğretti. Her uyandığında “Seni seviyorum Allah’ım”, her gece yatarken yine “Seni seviyorum Allah’ım” derdi.

İnsan sevip saydığında kıyamıyor; üzmekten, kırmaktan korkuyor. Gazabından değil, sevgisini ve veliliğini kaybetmekten korkuyor.

Çok hatalarım, sağlam eksikliklerim var; onlar için de büyüklüğüne, affediciliğine sığınıyorum. Kendimi tamamen O’na bıraktım. “Sevmediklerini yaptırma Ya Rabbim.” diyorum.

O istediği için yapabildiğim ibadetleri yapmaya çalışıyorum. Oruç da bunlardan bir tanesi. Ramazan, O’nun sevdiği ay… Sevdirdiği ay. Bu yüzden benim için çok kıymetli. Gelişine sevindiğim gibi gidişine üzülüyorum.

Ramazan; gönüllerimize huzur vermek, kulluğumuzu sınamak için bizlere sunulmuş büyük bir nimet. Rabbimize, ailemize ve çevremize karşı sorumluluklarımızı hatırlatmak için bahşedilmiş kıymetli bir hazine.

Ramazan; yüce Rabbimizin rahmet ve mağfiretini üzerimize yağdırdığı, bereketin evlerimizden sokaklara taştığı zaman dilimi. Günlük koşuşturma içinde yıpranan yanlarımızı onarma fırsatı. Hayatımıza anlam katan, saçmalıklardan arındıran adı güzel, kendi güzel ay.

Ramazan, bizlere birçok kazanım sundu. Ezanları, mukabeleleri, teravihleri ve avlularda kurulan iftar sofralarıyla hayatlarımızı renklendirdi.

Camilerin kubbeleri altında, minarelerin gölgesinde birlik, beraberlik ve kardeşlik şuuruna erişildi.

Allah’a sonsuz hamd olsun ki sağlıkla ve huzurla, hak ettiği değeri vermeye çalışarak bayramına kavuştuk…

Aile bağlarımızın zayıfladığı, akraba ve komşuluk ilişkilerinin tükenme noktasına geldiği bir çağdayız. İnsan günden güne yalnızlaşmakta; kalabalıklar içinde kimsesiz kalmakta.

Dünya nimetlerine aşırı meyletmenin yol açtığı huzursuzluk, hayatımızı sadece dünyadan ibaret görmemize ve maneviyattan uzaklaşmamıza sebep olmakta.

Yaşadığımız bütün bu sıkıntıların çaresi; inanç ile hayat arasındaki bağı güçlendirmekten, dinimizin evrensel hakikatlerini gündemimize taşımaktan geçmekte.

Ramazan’ın huzur veren manevi havasından istifade edebildiysek ne mutlu bize…

Çocuklarımızın zihin ve gönül dünyalarında Ramazan ayına dair güzel hatıralar bırakabildiysek, geleceğe güvenle bakmalarına yardımcı olabildiysek ne mutlu.

Dünya ve ahiret saadetini elde etmek için vaktin merkezine disiplini, hayatın merkezine kötülükten uzak durmayı yerleştirebilirsek de ne mutlu hepimize…


© Yeniçağ