menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Turan Kurultayı Gerçekleri: “Yapıyormuş Gibi” Değil, Gerçek Bir Türk Dünyası Kurultayı

23 0
19.08.2026

Uzunca bir zamandır bu yazıyı yazıp yazmamak konusunda tereddüt ettim. Çünkü Türk dünyası adına yapılan her faaliyetin kıymetli olduğuna inanırım. İnsanları Türkistan’dan Anadolu’ya, Balkanlardan Kafkasya’ya uzanan ortak bir ülkünün etrafında toplamak kolay değildir. Ancak tam da bu sebeple, “Turan” gibi büyük bir idealin adını taşıyan faaliyetlerin eleştirilmesi gerektiğine de inanıyorum.

Macaristan’ın Bugaç bölgesinde düzenlenen ve kamuoyunda “Turan Kurultayı” olarak bilinen organizasyonların yedi tanesine bizzat katıldım. Yani uzaktan konuşmuyorum; gördüğümü, yaşadığımı ve yıllar içerisindeki gözlemlerimi yazıyorum.

İlk defa giden bir insan elbette etkilenebilir. Çadırlar, geleneksel kıyafetler, atlı gösteriler, okçuluk, savaşçı kıyafetleri, müzikler, bozkır atmosferi…

Bunların hiçbirini küçümsemiyorum.

Bunun adı festival olabilir, kültür şöleni olabilir, tarihî canlandırma olabilir. Peki bütün bunlar tek başına “Turan Kurultayı” olmaya yeter mi?

Yedi defa katıldığım bu organizasyonlarda yıllar içerisinde birbirinin benzeri programların tekrarlandığını gördüm. Türk dünyasının bugünkü meselelerinin bilim insanları, tarihçiler, gazeteciler, sanatçılar, sporcular, iş insanları ve gençler tarafından ciddi biçimde ele alındığı kapsamlı toplantılar nerede?

Türk Cumhuriyetlerinin ortak kültür politikaları nerede?

Dil meselesi, alfabe birliği, öğrenci değişimleri, üniversiteler arası iş birlikleri, ortak medya, ortak sinema, belgesel ve kültür projeleri nerede?

Birkaç dakikalığına at üzerinde Türk bayrağıyla dolaşmayı elbette alkışlarız. Ancak bunu Turan ülküsünün gerçekleşmesi veya Türk dünyasının büyük kurultayı gibi sunamayız.

Turan bir dekor değildir

Turan düşüncesini yalnızca otağ, at, ok, yay ve tarihî kıyafetlere sıkıştırmak bana göre bu büyük fikre yapılabilecek en büyük haksızlıklardan biridir.

Çünkü Türk dünyası sadece geçmişten ibaret değildir.

Bugün Türk dünyasının üniversiteleri, bilim insanları, mühendisleri, sanatçıları, sporcuları, girişimcileri ve gençleri var.

Öyleyse gerçek bir Turan Kurultayı geçmişi bugüne, bugünü de geleceğe bağlamalıdır.

Bir tarafta otağ kurulurken hemen yanında üniversiteler bilimsel toplantılar yapmalı. Bir tarafta geleneksel okçuluk yapılırken diğer tarafta Türk gençlerinin teknoloji projeleri sergilenmeli. Dede Korkut anlatılırken ortak sinema konuşulmalı, Manas Destanı okunurken ortak alfabenin geleceği tartışılmalıdır.

Kurultay dediğiniz şey yalnızca seyredilen değil, fikir üretilen yerdir.

Konuşulur, tartışılır, kararlar alınır ve bir sonraki kurultayda bunların hesabı verilir.

Aksi halde kurultay, zamanla yalnızca gösteriye dönüşür.

Yıllardır yapılıyor; peki geriye ne kaldı?

Bu kurultay yıllardır yapılıyor.

Peki bütün bu yılların sonunda Türk dünyasının kütüphanesine bırakılmış kaç kalıcı eser vardır?

Kaç kitap yayımlanmıştır?

Kaç bilimsel çalışma desteklenmiştir?

Kaç ortak araştırma projesi gerçekleştirilmiştir?

Kaç öğrenci değişim programına katılmıştır?

Kaç kalıcı kültür, sanat, spor veya medya projesi bugün hâlâ yaşamaktadır?

Ben bunları birilerini suçlamak için değil, “kurultay” kelimesinin hakkını aramak için soruyorum.

Organizasyonun arkasındaki Macar Turan Vakfı’nın başında antropolog ve araştırmacı Bíró András Zsolt bulunuyor. Vakıf, Macar geleneklerinin korunmasını, Macarların tarihî köklerinin araştırılmasını, Hun ve Türk dünyasıyla ilişkilerin geliştirilmesini amaçları arasında gösteriyor.

Bunlara itirazım yok.

Benim sorduğum daha somut:

Bunca yılın sonunda ortaya çıkan kalıcı eser nedir?

Her kurultaydan sonra bildiriler kitaplaştırılabilir, ortak araştırmalar yayımlanabilir, üniversiteler arasında projeler başlatılabilir, öğrenci değişim programları geliştirilebilir.

On yıl sonra bir araştırmacı kütüphaneye girdiğinde rafta on ciltlik bir Turan Kurultayı Külliyatı görebilmelidir.

İşte kalıcılık budur.

Yoksa birkaç gün at koşturup, otağ kurup, fotoğraf çektirip herkes ülkesine dönüyorsa geriye güzel hatıralar kalır ama kurumsal hafıza oluşmaz.

Her kurumsal temas Turan Kurultayı’nın başarısı değildir

Burada önemli gördüğüm başka bir ayrımı da yapmak gerekiyor.

Yunus Emre Enstitüsü’nün, Türk dünyasıyla ilgilenen kamu kurumlarının ve akraba topluluklara yönelik faaliyet yürüten........

© Yeniçağ