Siyasiler ve seçmenlere mesajlar
Türkiye’de siyaset uzun zamandır kendi doğallığından uzaklaşmış bir dil üzerinden ilerliyor. Bu dil, sadece rakibi eleştiren değil; onu bütünüyle dışlayan, hatta zaman zaman meşruiyetini tartışmaya açan bir sertlik üretiyor. Oysa siyasetin doğasında rekabet vardır ama bu rekabetin mutlak bir kopuşa, keskin bir ayrışmaya dönüşmesi kaçınılmaz değildir. Tam aksine, olgun demokrasilerde rekabet ile diyalog aynı anda var olabilir.
ASELSAN şehitlerinin cenazesinde Devlet Bahçeli ile Özgür Özel’in yan yana durduğu, insani ve samimi bir görüntü vermesi bu açıdan dikkat çekiciydi. Dikkat çekiciydi çünkü aslında olması gereken buydu. Fakat Türkiye’de siyaset öyle bir noktaya geldi ki, normal olan istisna gibi algılanıyor; doğal olan, haber değeri taşıyan bir olaya dönüşüyor.
Bu durum, siyasetin kendi içinde kurduğu dil ile doğrudan ilişkili. Siyasi aktörler, özellikle rekabetin yoğunlaştığı dönemlerde, tabanlarını diri tutmak adına sertleşmeyi bir yöntem olarak tercih ediyor. Bu sertlik, çoğu zaman kısa vadeli bir mobilizasyon sağlıyor. Seçmen, kendisini temsil eden liderin güçlü ve tavizsiz duruşunu bir güven unsuru olarak görüyor. Ancak bu yaklaşımın uzun vadede ciddi bir toplumsal maliyeti ortaya çıkıyor.
Çünkü siyaset sadece karar alma mekanizması değildir; aynı zamanda bir davranış biçimi üretir. Liderlerin kullandığı dil, toplumun gündelik hayatına nüfuz eder. Bugün Türkiye’de insanların siyasi meseleleri tartışma biçimine bakıldığında, bu etkinin ne kadar güçlü olduğu açıkça görülüyor.........
