Kutuplaşan medya
Türkiye’de siyasetin uzun süredir iki büyük kutup üzerinden şekillendiği söyleniyor. Aslında mesele yalnızca siyasetin iki kutuplu olması değil. Çünkü iki kutuplu bir siyaset, zamanla kaçınılmaz biçimde iki kutuplu bir medya da üretiyor. Daha doğrusu, üretmek zorunda kalıyor.
Bir süre boyunca bunun dışında kalanlar vardı. Kendisini bağımsız tanımlayanlar, farklı çevrelere aynı mesafeden yaklaşmaya çalışanlar, bir tarafın yanlışını söylerken diğer tarafın doğrusunu teslim etmeye çalışanlar… Fakat zaman içerisinde bu alan giderek daraldı. Çünkü iki kutuplu siyaset, yalnızca kendi destekçilerini değil, kendi medyasını da istiyor. Hatta zaman zaman destekçisinden çok medya sadakati talep ediyor.
Bugün yaşanan tartışmaların temelinde de bu var. Bir gazetecinin ne söylediğinden çok, “kimden sayıldığı” önem kazanıyor. Bir yorumun doğru olup olmadığı değil, hangi mahalleye hizmet ettiği sorgulanıyor. Böyle olunca da medya kuruluşları artık haber üretmekten çok aidiyet üretmeye başlıyor.
Oysa gazeteciliğin doğasında biraz mesafe vardır. Siyasete de, iktidara da, muhalefete de mesafe… Çünkü gazeteci tam anlamıyla bir tarafın içine yerleştiği anda, artık gazeteci olmaktan çok sözcü hâline gelir. Türkiye’de ise uzun süredir gazetecilik ile taraftarlık arasındaki çizgi giderek silikleşiyor.
Bu dönüşüm yalnızca medya patronlarının tercihiyle açıklanamaz. Aynı zamanda toplumun beklentileriyle de ilgili. İnsanlar artık kendi görüşünü teyit eden yayınlar görmek istiyor. Karşı tarafın yanlışını sürekli duymak istiyor ama kendi tarafının hatalarının konuşulmasını istemiyor. Hatta çoğu zaman buna tahammül de göstermiyor.
Tam bu noktada medya, eleştiri yapabilen bir alan olmaktan........
