Newroz: Halkın irade beyanı
Politika, sorunların doğru tanımlanmasıyla başlar. Ancak bugün içinde bulunduğumuz çağda politika; bilinçli bir şekilde değersizleştirilmiş, içi boşaltılmış ve toplumdan koparılmıştır. Kavramlar tahrif edilmiş, anlamlar ters yüz edilmiştir. Kapitalist modernite; kapitalizmi, endüstriyalizmi ve ulus-devleti mutlaklaştırarak toplumu kuşatırken, demokratik modernite buna karşı ekolojik, komünal ve ahlaki-politik toplum perspektifiyle tarihsel bir alternatif sunmaktadır. Bu nedenle mücadele, her şeyden önce doğru tanımlama mücadelesidir.
Bugün siyaset, bilinçli olarak kirli bir alan gibi gösterilmektedir. Entrika, yalan, demagoji, rüşvet ve çıkarcılık; siyasetin doğal unsurlarıymış gibi sunulmaktadır. Oysa bu tanımlamalar, egemen zihniyetin siyaset üzerindeki hegemonyasının ürünüdür. Siyaseti devlet yönetimine, iktidar oyunlarına ve manipülasyona indirgemek; toplumun kendi kendini yönetme hakkının gasp edilmesidir.
Tarih boyunca egemen siyaset anlayışı, tartışmayı devlet ve iktidar eksenine hapsetmiştir. Böylece toplum; edilgen, yönlendirilen ve parçalanan bir nesne haline getirilmiştir. Bu durum açık bir “toplum inkârı”dır. Çünkü politika özünde toplumundur. Politikanın toplumdan koparılması, toplumun iradesinin gasp edilmesidir.
Oysa toplumun varoluşu başlı başına ahlaki ve politiktir. Ahlaki-politik toplum; kendi kararlarını özgür iradesiyle alan, katılım gücünü elinde bulunduran ve kendi yaşamını kendisi örgütleyen toplumdur. Özgürlük, eşitlik ve demokrasi bu varoluşun vazgeçilmez temelidir. Bir toplum........
