Vesveseyle yola çıkan kazaya uğrar
Bir arkadaşım müzakere sürecinin önünde beliren tehlikeleri anlatmamın müzakereye olan güveni sarsabileceğini söyleyince durakladım. Böyle bir sonuç gerçekten de doğabilirdi. Belirttiğim tehlikeler “demek ki sürece güvenilmez” algısına yol açabilirdi.
Aklıma yıllar önce çok vesveseli bir arkadaşımla yaptığım yolculuk geldi. Arabayı arkadaşım sürüyordu. Derken karşımızı adamın biri çıktı, bizi durdurdu: “İleride çok ciddi heyelan tehlikesi var, bir kilometre sonra bölgeyi dikkatle geçin” diye arkadaşımı uyardı. Uyarıyı alır almaz, vesveseli arkadaşım daracık yolda geri vitese yapıştı ve arabanın yönünü geri dönüşe çevirdi. İtirazlarıma aldırmadan, sanki yan tarafımızdaki dağdan her an kayalar fırlayacakmış gibi, o daracık virajlı yolda arabayı öyle bir hızla sürdü ki, sonunda yoldan çıktık, bir kayaya çarparak durduk. Ucuz atlatmıştık.
Ama hem menzile varamamıştık, hem de kazaya uğramıştık.
Bu hadiseyi hatırlayınca “tehlike uyarısının” çözümün geleceğinden ‘’kuşkuya yol açsa da, yolda ihtiyatla yürüme sonucu vereceğine olan inancım tekrar yerine geldi. Heyelan bölgesinde kaya üstümüze düşseydi fena olurdu ama ihtiyatla yolu aşsaydık, hem menzile ulaşırdık, hem de kazaya uğramazdık.’’
Müzakere süreci ihtiyatlı yürümeyi ama “vesveseye kapılmadan” asla “geriye ricat etmemeyi” gerektiren “bin kilometrelik” bir yoldur. İşin fenası daha önce “geçilmemiş” bir yoldur. Çorumlular mıydı, neydi, hani diyorlar ya “ayu çıkabülür.”
Çıkıyor da. 18 Ağustos’ta İsrail savaş uçakları, Türkiye’nin devralmak için Şara’yla anlaştığı Türkiye sınırına 70 km mesafedeki Ebu Zuhur Askeri Havaalanı’nı bombaladı ve Türkiye’ye sert bir ihtarda bulundu. “Suriye, Kıbrıs ve Akdeniz benden sorulur, sen Mekke Anlaşması gereği Irak-İran ve Kafkasya’da NATO’ya hizmet et” ihtarıydı bu ihtar.
Müzakere sürecinin her hangi bir kilometresinde Türkiye........
