menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Rüzgârı okuyan devlet

7 0
sunday

Yükün ağırı Kürtlere düşüyor. Bölge krizsiz gün yaşamıyor ve her kriz yeni bir bekleme gerekçesi oluyor. Kasım geçer, sıra Irak’a gelir; ardından İran’ın iç çalkantısı ya da İsrail-Suriye hattı bekliyor

TBMM Başkanı Kurtulmuş, bu hafta çerçeve yasaya “üç sigorta” yerleştirdiklerini anlatırken sözü Suriye’deki entegrasyona, oradan da Irak’taki milislerin silahsızlandırılmasına getirdi; beklenen koşullara sessizce bir yenisi eklendi. Cevdet Yılmaz ise “sabır” istiyor. Kimin neyi beklediği sorulduğunda, beklenenin Kürtlerle varılacak bir uzlaşıdan çok bölge haritasının bir sonraki hali olduğu anlaşılıyor.

Aslında bu, sürecin doğum belgesinde de yazılı. Erdoğan 1 Ekim 2024’te İsrail tehdidine işaret edip “iç cephe” çağrısı yaptığında süreç bir dış tehdit diliyle doğdu. Bahçeli’nin 22 Ekim çağrısının ardından hızlı gelişmeler beklenirken, beş hafta sonra HTŞ Halep’e yürüdü ve 8 Aralık’ta BAAS rejimi çöktü. İmralı kapısı aralanırken Tel Rıfat ve Şehba boşaltılıyor, Menbiç düşüyor, Tişrin Barajı Ankara destekli saldırıların hedefi oluyordu. Bu kanlı kış 10 Mart mutabakatına kadar sürdü. Süreç daha ilk adımında Rojava’daki savaşın sonucuna bağlanmıştı: içeride diyalog, dışarıda savaş.

Bu çift hat sonraki ayların ritmini de belirledi. Tehdit büyüdüğünde Ankara hızlanıyordu; Haziran 2025’teki on iki günlük İsrail-İran savaşı “iç cephe” ve “barış” söyleminin en yüksek olduğu anlardan biriydi; İsrail’in Eylül’de Doha’yı vurması da bu dili besledi.

Belirsizlik büyüdüğünde ise Ankara........

© Yeni Yaşam