menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Kürtçe, savunma ve devletin yargısal inkâr hafızası -II

28 0
28.05.2026

Avukatların Kürtçe savunma yapması bireysel cesaret alanına bırakılacak bir mesele olarak da görülmemelidir. Bu hakkın kolektif bir hukuk stratejisine, mesleki dayanışmaya ve açık kanuni güvenceye kavuşturulması için topyekûn mücadele gereklidir. Bu mücadele demokratik kamuoyunun ortak sorumluluğunda ve omuzlarındadır

İlk yazıda, Kürtçenin devlet hukuku ile ilişkisini; Cumhuriyet’in erken dönemlerinden itibaren dili, kimliği ve yurttaşlığı tekçi bir hukuk-siyaset rejimi içinde düzenleyen devlet aklı üzerinden tartışmaya çalıştık. Bu yazıda ise aynı inkâr hafızasının yargılamalardaki karşılığını, özellikle 2009 sonrası mahkeme salonlarında yankılanan “Ez li vir im” sözünün açığa çıkardığı hukuki ve siyasal krizi sonuçlarıyla birlikte ele almaya çalışacağız.

Kürtçenin Türkiye’de güçlü bir kamuoyu ve hukuk gündemine dönüşmesi özellikle 2009 yılında KCK operasyonlarıyla başlayan yargılamalarla yaşanmıştır. Binlerce Kürt siyasetçi savunmasını anadilinde yapmak istemiş; yok-lamaya “Ez li vir im” (ben buradayım) ile cevap vermiştir. Bu beyanların tutanaklara “bilinmeyen bir dilde bir şeyler söyledi” benzeri ifadelerle geçirilmesi, mahkeme salonlarında Kürtçenin adı, varlığı ve meşruiyeti üzerinden hukuki ve siyasal tanınmanın tartışıldığı bir zemin yaratmıştır. Çünkü “Ez li vir im”, yok-lamaya verilen sıradan bir cevabın ötesinde; ‘dilimle, kimliğimle, hafızamla ve hakikatimle buradayım’ diyen hukuki ve siyasal bir varlık ilanı olmuştur. Yargı bu beyanla karşılaştığında inkâr edilen ve bizzat kendisinin de inkâr ettiği dille istemese de yüzleşmek zorunda kalmıştır.

2012 yılında tutsakların 68 gün süren açlık grevlerinde anadilinde savunma hakkının temel taleplerden biri olarak öne çıkması, “Ez li vir im” sözüyle mahkeme salonlarında görünür hâle gelen yargısal inkâr pratiğini güçlü bir kamusal kriz alanına dönüştürmüştür. Açlık grevleriyle güçlenen toplumsal ve siyasal mücadele, devleti 2013 yılında “başka dilde” sözlü savunmaya ilişkin sınırlı bir düzenleme yapmak zorunda bırakmıştır.

Ancak 2013 düzenlemesini doğru kavramak için, Cumhuriyet yargı mevzuatında “Türkçe dışındaki” dillere şimdiye kadar hangi sınırlar içinde yer açıldığına kısaca bakmak gerekir. Bu tarihsel çizgi incelendiğinde, meselenin daha çok “Türkçe bilmeyen” tanık, sanık, şüpheli ya da mağdurun beyanının tercüman aracılığıyla aktarılması gereken teknik bir sorun olarak ele alındığı görülmektedir. Yurttaşın kendi diliyle mahkeme önünde özne olarak söz kurması yerine,........

© Yeni Yaşam