Savaşın bedelini kim ödeyecek?
Ortadoğu’da savaş ikinci haftasını doldururken ABD ve İsrail’in teknolojinin tüm olanaklarını kullanarak geliştirdiği silahlarla gerçekleştirdiği saldırılar karşısında İran’ın savunma stratejisi, küresel ekonominin yumuşak karnı olan enerji üretim ve sevkiyatını sekteye uğratmak oldu. Savaşın gidişatı henüz belli olmamakla birlikte İran’ın bu stratejisinin oldukça etkili olduğunu şimdiden söylemek mümkün.
ABD, 1990’lardan bu yana Ortadoğu’yu sürekli bir savaş alanı haline getirirken “Ortadoğu halklarını özgürleştirmek” ya da “nükleer silah yapımını engellemek” gibi gerekçeleri ileri sürse de gerçek niyetinin küresel ekonominin can damarı olan enerji kaynaklarını kontrol etmek olduğu aşikârdı. Son yıllarda buna bir de ekonomisi giderek güçlenen ve ABD’nin hegemonyasını sarsmaya başlayan Çin’in enerji kaynaklarına ulaşmasını engelleyerek büyümesini dizginlemek eklendi. ABD’nin bu amaca ulaşması için Çin’in en önemli enerji tedarikçilerinden olan Venezuela’nın ardından İran’ı da dize getirmesi gerekiyordu. Ancak savaşın ikinci haftası geride kalırken, ABD’nin Molla rejiminin askeri gücünün yanı sıra İran’ın jeopolitik konumunu da yeterince dikkate almadığı görülüyor.
İran, ABD’nin daha önce saldırdığı ülkelerden -Irak, Libya, Suriye, Venezuela vb.- farklı olarak küresel üretimin büyük ölçüde bağımlı olduğu fosil yakıt (petrol-doğalgaz) sevkiyatının kalbi olarak bilinen Hürmüz Boğazı’nı kontrol ediyor. Ayrıca topraklarını ABD’ye askeri amaçlar için kullandıran körfez ülkelerine rahatça müdahale edebilecek bir coğrafi konuma sahip. Bu........
