menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

“Fatal” bir tapınakçılık hikâyesi: Dünya bize gebe, ama biz yokuz ve yok oluyoruz…

54 1
previous day

Dünyanın gidişatıyla ilgili dört fotoğraf çekeyim, halimiz niceymiş, yolculuk nereyeymiş, biraz yakından bakalım, görelim…

Çin, yapay güneş enerjisi üretmiş!

Rusya, Avrupa’nın tepesine çökecekmiş!

Eli kulağındaymış!

Vurdu vuracakmış!

Avrupa, kovuğuna çekilmiş, Rusya’ya muhtemel saldırısı karşısında nasıl cevap vereceğiz, diye kara kara düşünüyormuş!

Trump, triumphant’mış (muzaffer komutan edalarına bürünüyor, dünyanın kralı benim, diyerek hava basıyormuş her yerde ve herkese).

Bu dört fotoğrafın hepsi de “sahte”.

Sadece gördüğümüz, bize görünen hâli hakikatin.

Bu hâline bakarak bu fotoğrafların, dünyanın nereye gittiğini tam olarak “göremeyiz”.

“DÜNYANIN RUHU” NEREDE?

Bu fotoğraflar bize -Hegel’e nispet edercesine söyleyeyim- dünyadaki güç savaşlarının aktörlerini resmediyor, dünyanın ruhunu değil.

Dünyanın ruhunu hem resmetmiyor hem de temsil etmiyor bu fotoğrafların hiçbiri.

Dünyanın ruhu biziz, dünyanın ruhunu biz temsil ediyoruz.

Ama “biz” yokuz.

Daha da vahimi, tam da dünyanın bize ihtiyaç hissettiği, ekmek kadar su kadar bize ihtiyaç duyduğu bir zaman diliminde, dirilişe ve varoluşa gebe bir yok oluş mevsiminde, biz yok oluyoruz asıl.

İnsanlığın ontolojik olarak hakikatle, kendisiyle, dünyayla, birbiriyle hakikatli, sahici ilişkiler kurmasının anahtarı bizde, bizim elimizde ama biz yokuz hiçbir yerde.

Her zaman söylediğim gibi: Dünyaya söylenecek tek bir söz var. O sözü söyleyecek biziz. Ama biz yokuz.

Biz sadece “yokuz” olsak, o kadar kafaya takmayacağım,........

© Yeni Şafak