Güzel, iyi, çirkin Gazze ve Epstein olayı bağlamında
Bugün dünyanın en büyük sorunu estetik değil; estetikleşme. Her şey gösteriye dönüştü. Acı da, savaş da, çocuk cesetleri de, mahkeme kararları da. Görüntü var, ritim var, anlatı var. Ama hakikat? O çoğu zaman montaj masasında kayboluyor.
Tam bu noktada, Hans-Georg Gadamer’in Vadi Yayınlarında yeni çıkan ve 2000 yılından itibaren kısmen çevirip Tezkire Dergisinde yayımlamış olduğum Güzele Dair* isimli kitabı sarsıcı bir hatırlatma yapıyor: Güzel, hoş olan değildir. Güzel, bizden cevap isteyen bir anlamdır.
GADAMER’İN GÜZEL’E DAİR’İ
Modern estetik, büyük ölçüde Immanuel Kant’tan beri güzelliği “öznel beğeni” ile ilişkilendirdi. Güzel, evrensel bir hoşlanma yargısıydı. Gadamer ise radikal bir hamle yapar: Güzel, hoşlanılan bir şey değil; anlamın tecellisidir. Yani güzel, hakikatin bizde yankı bulduğu bir deneyimdir. Onu tüketmeyiz; ona katılırız.
Bu fark bugün hayati. Çünkü içinde yaşadığımız kültür, sanatı büyük ölçüde eğlence sektörüyle özdeşleştirmiş durumda. Film, müzik, görsel sanatlar, çoğu zaman birer “içerik”e indirgeniyor. İzleyici ise müşteri. Ama sanat, Gadamer’e göre ne yalnızca haz verir ne de sadece oyalama işlevi görür. Sanat eseri, karşımızda pasif bir nesne olarak durmaz; konuşur. Bizden ciddiyet talep eder.
Gadamer’in estetik düşüncesinde üç kavram öne çıkar: oyun, sembol ve festival. Sanat bir “oyun”dur ama hafif bir oyun değil. Oyunun kendi kuralları, kendi akışı vardır. “Oyun oynanmaz; oyun bizi oynar” derken kastettiği budur. Bir sanat eserine gerçekten katıldığımızda, özne-nesne ayrımı askıya alınır. Ne yalnızca biz eseri yorumlarız ne de eser bizi tek başına belirler. Arada bir “ufukların kaynaşması” yaşanır.
Bu noktada Gadamer’in düşüncesinin Martin Heidegger ile akrabalığı açık. Heidegger’in “sanat eseri bir dünya kurar” fikri, Gadamer’de hermenötik bir boyut kazanır: Sanat, bir dünya açar ve bizi o dünyanın içine davet eder. Ama bu davet tek yönlü değildir; katıldıkça dönüşürüz. Sanat, dünyayı bilmenin değil, dünyada-olmanın bir tarzıdır.
Gazze’de insanlık vicdanı tarafından adı konulmuş bir “soykırım” var. İsrail bütün çirkinliğiyle ve çirkefliğiyle ve pişkinliğiyle “meşru müdafaa”, “terörle mücadele” laflarını çevirmeye devam ediyor. Hukuk alanında da insanlık vicdanında da tartışma soyut değil. Uluslararası Adalet Divanı, Filistinlilerin korunmasına ilişkin bağlayıcı geçici tedbirler verdi. Uluslararası Ceza Mahkemesi, savaş suçları bağlamında ağır........
