menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Cezalandırmanın mağdura ne faydası oluyor?

74 0
16.09.2026

Cezalandırmanın mağdura ne faydası oluyor?

Türkiye cezaevlerinde bulunan 433 bin 520 kişinin her 100 bin kişi başına yaklaşık 503 mahpus demek olduğu üzerinden başladığımız adalet-hukuk mülahazalarımıza devam edelim. Öncelikle söyleyelim ki, bu konuda zikrettiğimiz Avrupa ülkelerinden durumumuz çok vahim görünüyor olsa da bir teselli olacaksa, ABD’den de nispeten daha iyi sayılırız. ABD’de 100 bin kişiye düşen hapis sayısı 580, toplam tutuklu-hükümlü sayısı 2 milyonu buluyor. Ama tabii emsalimiz ABD olmamalı, kötü emsal emsal olmaz.

Bir insanı yıllarca hapse atarak mağdura ne kazandırıyoruz diye sorarak bitirmiştik önceki yazımızı.

Doğrusu bu soru bizi modern ceza hukukunun üzerinde yeterince durmadığı, buna karşılık İslam hukukunun çok erken bir tarihten itibaren kendine özgü ve son derece dikkat çekici bir denge içinde ele aldığı bir meseleye götürüyor: Suç kime karşı işlenmiştir ve cezalandırma hakkı kime aittir?

Modern ceza hukukunun gelişmesiyle birlikte suç giderek daha fazla kamu düzenine ve devlete karşı işlenmiş bir fiil olarak kavramsallaştırıldı. Bir insan diğerini yaraladığında, malını aldığında veya ona başka türlü zarar verdiğinde olay iki kişi arasında başlıyor; fakat devlet devreye girdikten sonra mesele büyük ölçüde “sanık-devlet” ilişkisine dönüşüyor. Savcı kamu adına davayı açıyor, mahkeme kamu adına cezayı veriyor, ceza devletin cezaevinde infaz ediliyor. Bu arada suçun asıl mağdurunun ne istediği ve uğradığı zararın ne ölçüde giderildiği çoğu zaman ceza muhakemesinin ikincil meselelerinden biri hâline gelebiliyor.

Fail beş yıl hapse giriyor ama mağdurun parası geri gelmeyebiliyor; yaralanması sebebiyle uğradığı gelir kaybı karşılanmayabiliyor, hayatında oluşan tahribat telafi edilmeyebiliyor. Devlet suçluyu cezalandırdığı için kendi açısından adalet görevini yerine getirmiş oluyor ama mağdur bazen zararıyla baş başa kalıyor.

Aklınıza hemen İslam hukukunun Allah hakkı-kul hakkı ayrımı gelmesi mümkün tabii. Elbette bu ayrımı bugünkü kamu hukuku-özel hukuk ayrımının aynısı gibi anlamamak gerekir. Fıkıhta Allah hakkı, kul hakkı ve her ikisinin birleştiği haklar vardır; üstelik hangi unsurun ağır bastığına göre hüküm de değişebilir. Fakat ayrımın arkasında çok önemli bir düşünce vardır: Her haksızlık aynı mahiyette değildir ve her suçun cezalandırılması üzerindeki tasarruf yetkisi bütünüyle devlete ait değildir.

Özellikle insan hayatına ve beden bütünlüğüne karşı suçlarda bunun çok çarpıcı bir örneğini görebiliriz.

Kasten öldürmede kısas esastır ama kısasın yanında af, diyet ve sulh kapıları da açıktır. Üstelik bunlar tali veya sistem dışı........

© Yeni Şafak