Venezuela’da olup bitenler üzerine (2)
Burada iki ihtimâl var görünüyor. İlki, ABD’nin yeni elitleri olarak sahneye çıkan neoconlar,
Sovyet Kampı’nın çöküşü ve Soğuk Savaş’ın sona erişinin, küresel sistemik bir krizden kaynaklandığını
ve eninde sonunda kendilerini de vuracağını anlamadılar. Kendilerini bir zafer sarhoşluğuna kaptırdılar. İkinci ihtimâl, bunu gördülerse de bir fırsata çevirerek onu aşmak istediler. Esâsen plânlar devreye sokulduğu safhadan sonra bu ihtimâler arasındaki farkların bir ehemmiyeti kalmadı.
Bunun ilk emârelerini, Soğuk Savaş’ın son 10 senesinde, Reagan devrinde görüyoruz. Reagan devri, yâni 1981-1989 arası bunun provalarıyla geçti. O devirde Sovyetler Birliği hâlâ ayaktaydı. Elbette Şer Kampı’nın başını çekmeye devâm ediyordu. Reagan, dengeci kadrolardan hoşlanmıyordu. Onların en nihâî tercihi, “Yumuşama” ve “Barış İçinde Bir Arada Yaşama” ilkesini hayâta geçirmeleri olmuştu. Hoş, bunu keyfe mâyeşa yapmamışlardı.
Küba Krizi ve Vietnam Savaşında yaşananlar
onları bu yola itmişti. İlki dünyâyı nükleer felâketin yaşanmasına ramak kalan bir çizgiye çekmişti. Vietnam Savaşı ise ABD’yi ağır bir şekilde yormuştu. 1960’lardan 1970’lerin sonuna kadar geçen zaman içinde dünyâda barış umudu peyderpey yükselmiş, herkes bir rahat nefes almıştı. Ama bu arada, ABD güç kaybediyordu. Görünüşte Sovyet Ekonomisi daha başarılıydı. Sovyetler’deki yükselen, ABD’de düşen rakamlar Samuelson gibi kurt bir ekonomisti bile dehşete düşürüyor, “Gâliba kaybediyoruz” kabilinden panik yüklü açıklamalar yapmasına sebebiyet veriyordu. Diğer taraftan, Vietnam, Laos, Kamboçya, Grenada, Nikaragua, Afganistan’da, Mozambik ve Angola’da çok sayıda Sovyet güdümlü hareket iktidâra geliyordu. Bu da yetmezmiş gibi İran’da o güne kadar emsâli olmayan dinî mâhiyette bir başka devrim oluyordu.
Yumuşama, ABD’ye yaramamış görünüyordu
. Artık dengecilerin sonu geliyordu. Reagan’ın bir taraftan, Batı dünyâsına Soğuk Savaş devrinde hâkim olan Keynesçiliğin sonunu getiren neoliberal, anarko bir ekonomipolitik programla; diğer taraftan küresel bir saldırganlıkla sahneye çıkması bu sebeptendi. Thatcher, Kohl ve Özal gibiler de onun Avrupa’daki küresel müttefikleriydi.
Tuhaf........
