menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Maktul Sühreverdî tefekküründe sanatın işrâkı

26 0
09.05.2026

Sühreverdî’ye göre insanın şuuru, karanlık bir cismin özelliği değil, nuranî bir hakikattir Bu nedenle hakiki benliği de bedensel organlardan ibaret değildir yani kalp, beyin, el, göz vb. organları, insanın kendini doğrudan bilmesini açıklayamaz. Çünkü insan bu organlardan habersiz olsa bile kendi varlığından haberdardır. Demek ki benlik de cisimsel bir şey değil; kendi kendisine açık olan mücerret bir nurdur ve son tahlilde Sühreverdî’nin işrâk felsefesinde idrak ile nur arasındaki bağ burada kurulur: Bilmek, aydınlanmaktır; aydınlanmak, varlığın kendi açıklığına kavuşmasıdır.

Bütün bu nurlar ise kendi kendine yeten son bir kaynağa muhtaçtır: Nûru’l-Envâr / Nurların Nuru! O, bütün nurların kaynağıdır; hiçbir şeyden nur almaz, her şey nurunu O’ndan alır. O mutlak müstağnidir; başka hiçbir varlığa dayanmaz. O’nun dışında kalan bütün nurlar derecelidir, muhtaçtır, aldıkları aydınlıkla var olurlar. Böylece varlık âlemi, en yüce nurdan en aşağı karanlık cevherlere kadar inen bir mertebeler düzenidir.

Bu metafizik düzen, İslâm sanatlarını anlamak için son derece verimli bir zemin sunar. Çünkü İslâm sanatlarında ışık, yalnızca nesneleri görünür kılan fizikî bir unsur değildir; varlığın nuranî hiyerarşisini sezdiren bir dildir. Sanat, bu bakımdan, Sühreverdî’nin kavramlarla kurduğu işrâkî düzeni biçim, renk, yazı, yüzey ve mekân yoluyla yeniden duyulur hâle getirir.

Sühreverdî’nin bu kavramlarla kurduğu işrâkî düzenin yorumunu, İbnü’l-Heysem ile İmam Gazzalî düşüncesinde yaptığımız gibi yine “tekrar” yani geleneğin sürekliliği esasında verebiliriz.........

© Yeni Şafak