Kurtuba Ulu Camii: Işığın maddesizleştiği mekân
Kurtuba Ulu Camii’ne en son 2019 yılının Ramazan ayında gelmiştim. Ekran ışığının ustası Abdullah Aydemir ve maharetli kardeşim Umut Ayar’la birlikteydim. Daha önceki gelişlerimde hayranlığımı aşamadığım için gereğince bakamadığım bu mescide, TVNET çekimlerinin önceliği sebebiyle o ziyaretimde de tam bakamamıştım.
Şimdi ise Albayrak Medya’nın “Hane” temalı son hüsnihat sergisini, Yunus Emre Enstitüsü aracılığıyla Madrid’e taşıyan değerli bir ekiple birlikte yeniden Kurtuba Ulu Camii’ndeyim. Hayranlıklarını yormaya çalışan yoldaşlarımdan birkaç adım uzakta, yıllardır kaçırdığım o imkâna erişmeye çalışıyorum.
İlk hissim ışığın maddesizleştiği bir mekânda bulunmak!
Işığın maddesizleşmesi ne demek?
Mimaride nesneleri görünür kılan fizikî unsur olarak ışığın, bu kez bizzat kendisini görünürlüğe sunması; başka bir şeyi göstermekten çok, mekânın asli hakikati hâline gelmesidir. Burada ışık dediğimiz şey yalnız aydınlık değildir. Gölgeyi, yansımayı, ritmi, geçirgenliği ve yaygınlığı da içine alır. Böylece kendimizi, “Bu yapı nasıl ayakta duruyor?” sorusundan çok, “Bu mekân nasıl ışıkla doluyor?” sorusunun peşinde buluruz.
Zira burada taşın ağırlığı, duvarın kalınlığı, kemerin taşıyıcılığı ve yapının kütlesi, çoğalan sütunlar ve ritmik kemerler arasından süzülen ışık içinde adeta eriyip gider. Maddî olan geri çekilir; bakış ise nesnenin cazibesinden kurtularak ritmik bir sonsuzluğun içine akmaya başlar. Bu akış, hafızamızı ister istemez “Allah göklerin ve yerin nurudur” meâlindeki........
