Akif Emre’nin paltosu
Demiştim ki, Ramazan ayı sebebiyle televizyonlarda yapılacak olan iftar ve sahur programlarını yitik coğrafyamızı ve unutturulan tarihimizi bilmeye vesile kılalım; bunun için TVNET’in yakın geçişte Kudüs’te, Endülüs’te Semerkant’ta Ramazan Programları’yla verdiği güzel örnekleri izlemek yeterlidir; böylece yeni mekanlar, zamanlar ve hâl bilgileri esasında yararlı ve mazlum coğrafyalara kamera tutalım.
Bunun sömürgecilerin tasallutuna, sosyo-kültürel değişmenin ağır baskısına, sekülerleşmeye… karşı yakın zamanda başlayan bir itiraz ve uyanış eşliğinde gerçekleştiğini de söylemiştim. Bu itiraz ve uyanışın failleriyle eylem çerçevesini biraz genişletmek ihtiyacındayım. Zira konunun bu yönünü sadece TVNET’teki şuurlu ve gayretli kardeşlerim üzerinden iletirsem bazılarının hakkını ihlal etmiş olabilirim.
Şöyle ki, Müslüman coğrafyaya ve tarihe açılmak dediğimde az da olsa ortaya çıkan bir çabadan bugünkü yoğun gayrete ulaşılabildiği malumdur. Bu bağlamda Musa Biçkioğlu, Bülent Deniz vd. ABD-İsraili tarafından deport edilmeyi göze alarak Kudüs’ün yolunu açmasalardı Kudüs’e gidebilir miydik?
Veya Mustafa Fayda Hocamız, Mehmet Özdemir Hocamıza doktorasında Endülüs’ü çalışmayı önermesiydi, Endülüs seferlerini tekrar başlatabilir miydik?
Ya da İmam Mâtürîdî’nin mezarının devletçe bir Yahudi’ye tahsis edilen evin bahçesinde bulunduğunu öğrenip, onu mimari bir eser olarak görünürlüğe çıkaranlar -tarikat mensubu isimsiz serdengeçtiler- olmasa, bugün Semerkant yoluna düşmeye cesaret edebilir miydik?
Bu bahiste hatırımızda olması gereken bir isim........
