Sumud’un etkisi-2: Akdeniz kimin denizi?
Sumud Filosu, Gazze ablukasına dikkat çekmek için çıktığı ikinci misyonunda da menziline ulaşamadı ancak
Akdeniz’in “bilinmeyen egemenlik haritasını” ortaya çıkardı.
Bu sivil hareket, -birçoğu yakın arkadaşım olan aktivistleri ağır baskı ve eziyetlere maruz kalırken- askeri ve jeopolitik denklemleri sarstı; devletlerin İsrail karşısındaki çaresizliğini birçok açıdan deşifre etti.
Son filoya yönelik saldırılar bize şunu gösterdi:
Akdeniz artık İsrail’in keyfi hareket ettiği devasa bir denetim ve askeri operasyon sahasına dönüşmüş durumda.
Siyonistler, son Sumud Filosu’na kısa süre içinde iki kez müdahale etti. İlkinde, varış noktası olan Gazze kıyılarından yüzlerce mil uzaklıkta, Girit Adası açıklarındaki uluslararası sularda teknelere asker çıkarıldı. İkincisinde ise Kıbrıs hattında Gazze’ye doğru ilerleyen aktivistleri açık denizde durdurarak korsanlıkla Aşdod Limanı’na kaçırdı.
Kâğıt üzerinde, yani yürürlükte olan uluslararası anlaşmalara ve deniz hukukuna göre bu korsanlık karşısında Akdeniz’e kıyısı olan devletlerin ayağa kalkması gerekiyordu. Fakat İsrail’in istediği noktada operasyon düzenleyebilmesi, uluslararası sularda açık deniz serbestisi ilkesini çiğneyerek gemilere el koyabilmesi, onlarca ülkenin vatandaşını kaçırabilmesi ve bütün bunları kayda geçecek bir yaptırımla karşılaşmadan yapabilmesi,
Akdeniz’deki egemenlik düzeninin fiilen askıya alındığını gösteriyor.
Girit açıklarında yapılan müdahale, aslında........
