Dindarlar kolay lokma mı?
Bir komedyen son derece hassas olduğumuz değerlere hakaret etti.
Oluşan haklı infial karşısında belli bir kesim bunun “mizah” olduğunu, gülünüp geçilmesi gerektiğini, mizahın sınırlarının olmadığını, mizahın her şeye dokunabildiğini, kutsal değerlerin böyle saldırılardan etkilenmeyeceğini, dolayısıyla “bırakınız geçsinler”i, komedyenin sözlerinin “ifade özgürlüğü” kapsamında ele alınması gerektiğini savunuyor.
Nedense bu serbestlik, bu liberallik, bu özgürlük söylemleri, bu genişlik, bu hoşgörü, sadece dindarların değerleri söz konusu olduğunda hatırlanıyor.
Herkes kendi kutsalını dokunulmaz görüp başkasının kutsalına mı saldırıyor? Yok, hiç de öyle değil. Dindarlar, kadim bir geleneğin, sağlam bir teorik altyapının, 14 asırlık tecrübenin neticesi olarak başka fikirlere, inançlara, yaşam tarzlarına saygıda kusur etmiyorlar. O kadar çok örneği var ki: Batı’da mezhep savaşlarında milyonlar katledilirken bizde mezhep çatışmaları son derece sınırlı olmuştur. Hristiyanlar Yahudilere, Yahudiler Müslümanlara soykırım uygularken İslam tarihinde soykırım örneği yoktur. Sadece 80 yıl önce, gayrimüslimler kendi aralarında yaptıkları savaşta 80 milyonu katlederken, bizde böyle kitlesel kıyımlar hiç olmamıştır. Batı’da “yerleşik” bir renklilik bulamazsınız, bizde ise farklı inançlar, mezhepler yüzyıllar boyunca var kalabilmiş, bir arada yaşayabilmiştir. Muharref İncil ve Tevrat, bebeklerin öldürülmesini, kadınlara tecavüz edilmesini emrederken, sayfalarından kan damlarken, Kur’an-ı Kerim barışın kitabı olarak yolumuzu aydınlatmıştır.
Peki neden tarih ve tarihi hakikatler ters yüz........
