‘Made in’ mi, ‘made with’ mi?
‘Made in’ mi, ‘made with’ mi?
Avrupa Birliği (AB) yine çok hayati bir virajın eşiğinde. Avrupa Komisyonu tarafından açıklanan “Industrial Accelerator Act (Sanayinin Hızlandırılması Yasası)” gündemde. Kamu alımları ve kamu destekleri üzerinden düşük karbonlu ve “Avrupa’da üretilmiş” ürünleri teşvik etmeyi hedefliyorlar.
Kamuoyunda bilinen adıyla “Made in Europe” korumacılığının; çelikten otomotive, alüminyumdan temiz teknolojilere kadar stratejik pek çok kulvarda Avrupa’nın kendi sanayisini tahkim etme çabası. Amaç da belli: “Çin’in küresel ölçekte kurduğu sanayi baskısına ve ABD’nin korumacı politikalarına karşı sağlam bir bent çekmek.”
Dış Ticarete Yön Verenler Derneği (Dışyönder) Başkanı Dr. Hakan Çınar’ın bu konudaki fikri net: “Avrupa Çin’e karşı sanayi duvarı örerken Türkiye’yi o duvarın dışında bırakırsa, yalnızca Türkiye’yi değil kendi rekabet gücünü de cezalandırır.”
Çınar son derece kıymetli ve uyarıcı bir tespitte bulunuyor: “Made in Europe yalnızca bir menşe tartışması değildir. Avrupa’nın önümüzdeki 20 yıl boyunca Çin ve ABD karşısında nasıl bir sanayi politikası izleyeceğinin işaretidir. Ancak Avrupa’nın rekabet gücünü yalnızca AB sınırlarının içine bakarak tanımlaması büyük bir stratejik hata olur.”
Türkiye yaklaşık 30 yıldır AB ile Gümrük Birliği içerisinde. Türk sanayisi; otomotivde, makinede, beyaz eşyada, tekstilde ve elektronikte Avrupa üretim bantlarının ayrılmaz bir dişlisi haline gelmiş durumda.
Çınar’ın da dediği gibi, Bursa’da üretilen hassas bir otomotiv parçası Almanya’daki fabrikada hatta giriyor. Kocaeli’nde üretilen bir ara malı, Avrupa sanayisinin üretim damarlarına kan taşıyor. Hal böyleyken Türkiye’yi “sıradan bir üçüncü ülke” parantezine almak, küresel tedarik zincirlerinin mantığına tamamen aykırı bir durum.
Öte yandan AB ile Gümrük Birliği........
