Bağımsızlık ve AB
Prof. Dr. Haydar Baş'ın gazetemizde yayımlanan 22-06-2011 tarihli yazısıdır
AB dediğimiz ülkeler topluluğu bugün siyasi, ekonomik, kültürel ve savunma alanlarında kabul ettiği antlaşmalar ile kendi ordusu, parlamentosu, başkenti olan ABD benzeri büyük bir birleşik devlet olma yolundadır.
Şu an da 15 üyesi olan bu birliğe girebilmek için biz de, 1999 Helsinki zirvesiyle aday olduk.
Katılım müzakerelerimizin yapılabilmesi için önümüzde değerlendirmeye alınacak 11 aday ülke daha var.
Ancak onların görüşmeleri yapılıp, üyeliğe alındıktan sonra bizim işlemlerimize sıra gelecektir. Üyeliğe kesin alınma gibi bir garantisi olmayan bu sıra usulüne göre önümüzdeki 10 yıl içinde gündeme dahi girmemiz imkansızdır.
Bizde ise bu durumun tam tersine, uygulanan sıkı prosedür yetkililerce de bilinmekte iken, sanki birliğe hemen girecekmişiz gibi şimdiden AB'ne uyum kanunları kabul edilmekte, hatta egemenliğimizi bile, görüşmeler dahi başlamadan bu birliğe devretme noktasına ülke itilmektedir.
Girmeye uğraştığımız bu birliktelik, 1957 yılında kabul edilen Roma Antlaşması ile, AT olarak kurulmuş olup, daha çok ticari sahaları kapsayan bir toplulukken, 1992 yılında Hollanda'da AT üyesi ülkelerin dış işleri bakanlarının imzaladığı Maastricht Antlaşması ile AB adını almış, ortak savunma, dış politika, para politikası, sosyal ve siyasal tüm alanları içine alan, egemenlik yetkililerini kendinde toplayan bir topluluğa dönüşmüştür.
Ulusal sınırlar dışında, o devletin hukuki düzenini belirleyen en yüksek otorite ve üstün irade haline gelmiştir.
Öncelikle Maastricht Antlaşması'nda yer alan hükümler irdelendiğinde bu ulusal üstü kuruma girmekle dış politikadan, araştırma geliştirmeye; tarım ekonomi politikalarından savunmaya, hatta balıkçılığa kadar pek çok alanda AB'nin getirdiği hükümleri, kanunları doğrudan benimsemek üyelik şartıdır.
Bu birliğe girilmesi demek, artık ulusal egemenlik hakkı saklı bir devlet olma yerine, AB'nin çatısı altında Konsey'in sosyal, siyasal, askeri, yargısal vs. her sahada hakkında alınan kararlarına kayıtsız şartsız uymayı kabul eden bir devlet olmaktır.
Artık milli politikalar veya kendi parlamentosunda alınan kararlar söz konusu edilemez.
Nitekim Alman Merkez Bankası Başkan Yardımcısı BBC TV'sine Şubat 1990'da yaptığı bir röportajında ortak para biriminin kabulü ile ilgili........
