Koridor savaşları başladı
Uluslararası siyasette devletlerin gerçek niyetleri, verdikleri mesajlarda değil, attıkları adımlarda gizlidir. Atalarımızın, "Aynası iştir kişinin, lafa bakılmaz" sözü bugün her zamankinden daha anlamlıdır. Türkiye'de gerçekleştirilen NATO Zirvesi boyunca kamuoyuna adeta bir "hediye diplomasisi" sunuldu. İktidara yakın medya günlerce, ABD Başkanı Donald Trump'ın Ankara'ya "hediyelerle geldiğini" anlattı. CAATSA yaptırımlarının kaldırılacağı, parası ödenen F-35 savaş uçaklarının teslim edileceği, hatta millî muharip uçağımız KAAN için motor desteği sağlanacağı yönünde iyimser haberler peş peşe yayımlandı.
Peki, aradan geçen zamanda ne değişti? CAATSA yaptırımları kaldırılmadı. F-35 programında somut bir gelişme yaşanmadı. Üstelik ABD, Türkiye'ye yönelik ek gümrük vergilerini sürdürdü. Demek ki Washington'ın yöntemi değişmemişti. Önce havuç gösterildi, ardından sopa çıkarıldı. Aslında Batı basını bu tabloyu daha NATO Zirvesi sırasında görmüştü. The New York Times, Türkiye'nin öneminin arttığını yazarken bunun sebebini Ankara'nın taleplerinde değil, Ukrayna savaşı ve Ortadoğu'daki jeopolitik gelişmelerde aradı. Politico, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın zirvenin diplomatik kazananlarından biri olarak görüldüğünü belirtirken F-35 ve CAATSA konusunda hiçbir somut takvim verilmediğine dikkat çekti. The Guardian ise Trump'ın sıcak mesajlarına rağmen ABD'nin Türkiye politikasının öngörülemez ve dalgalı olmaya devam ettiğini yazdı.
Demek ki mesele Türkiye'ye duyulan özel bir dostluk değildi. Mesele, Türkiye'ye duyulan ihtiyaçtı. Çünkü bugün dünyanın en büyük mücadelesi petrol üretimi üzerinde değil, enerji ve ticaret koridorları üzerindedir. Artık soru "Petrolü kim çıkaracak?" değildir. Asıl soru şudur:........
