menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Su yolunu bulur: Yanlış kentleşme ve ihmalin ağır bedeli

18 0
21.10.2026

Taziyelerle başlayan konuşmalar, ekranlara yansıyan arama-kurtarma görüntüleri ve ne yazık ki birbiri ardına açıklanan vefat haberleri… 

İstanbul ve Kocaeli'de yaşanan son sel felaketi, can kayıplarımızın sayısını 9'a çıkarırken bir vatandaşımızın ise sel sularına kapılan aracıyla birlikte aranışının sürdüğü acı gerçeği önümüze koydu. 

Bir savaşta dahi bir günde kolay kolay kaybedilmeyecek canları, beklenmedik bir cephede değil, günlük hayatın tam ortasında, işe giderken veya evimizde otururken yitiriyoruz.

Oysa sel, doğru bir planlama, bilimsel yaklaşım ve altyapı yönetimiyle etkileri en aza indirilebilen, kontrol edilebilir bir doğa olayıdır. 

Meteoroloji uzmanları, yetkililer ve bakanlıklar 84 yılın en yüksek yağışının düştüğünü vurgulayarak durumu açıklama yoluna gitseler de asıl sorulması gereken soru şudur: Yağmur gerçekten bir bereket olmaktan çıkıp ecele mi dönüştü, yoksa biz mi onu bir afete dönüştürdük?

Değişen iklim koşulları ve şehirlerin korku haritası

Küresel ısınma, buzulların erimesi, deniz seviyelerinin yükselmesi ve aşırı buharlaşma gibi etkenler dünya genelinde iklim karakteristiğini kökten değiştirdi. 

Pasifik ve Ekvator kuşaklarında görmeye alışık olduğumuz "El Niño" benzeri süreçler, deniz yüzeyi sıcaklıklarının artmasıyla birlikte bölgesel sağanakları sertleştirmekte, yağışları daha yoğun ve uzun süreli kılmaktadır. 

Ancak bu küresel iklim krizinin arkasına saklanarak sorumluluktan kaçmak mümkün değildir. 

Yağışların şiddeti ve sıklığı artıyorsa, kentlerin savunma mekanizmalarının da bu yeni normale göre güncellenmesi bir zorunluluktur.

Günümüzde İstanbullular ve çevre illerde yaşayan vatandaşlar, her şiddetli yağmurda derin bir endişe kaynağıyla yüzleşmektedir. 

Dere yataklarına yakın oturanlar evlerinin kayma riskinden korkmakta, rampa veya çukur bölgelere aracını park etmek isteyenler sel suyu, göllenme ya da istinat duvarı çökmesi riskleri arasında çaresiz kalmaktadır. 

Her noktanın emniyetsiz hale geldiği bu psikoloji, insanları büyük bir travmaya sürüklemektedir. Ancak bu durum bir kader değil, basiretsizliğin ve öngörüsüzlüğün kaçınılmaz bir neticesidir.

Rant odaklı betonlaşma ve mühendislik........

© Yeni Mesaj