Avrupa'yı saran öfke dalgası: Sistem çıkmazı ve çözüm arayışı
Avrupa kıtasında son dönemde ardı ardına patlak veren ve adeta bir yangın gibi ülkeden ülkeye sıçrayan toplumsal olaylar, yerel veya münferit krizlerin çok ötesinde, derin bir sistemik çöküntünün habercisidir.
Fransa'dan Belçika'ya, İspanya'dan İtalya'ya, Portekiz'den Yunanistan'a kadar geniş bir coğrafyada milyonlarca insanı sokaklara döken bu gösteriler; hayat pahalılığından konut krizine, eğitimdeki nitelik kayıplarından adaletsiz gelir dağılımına kadar pek çok kronik sorunun aynı anda patlama noktasına geldiğini net bir şekilde göstermektedir.
Fransa'da yağmalanan iş yerlerinin sayısının bin 500'ü aşması, yüz milyonlarca euroluk devasa maddi hasarın meydana gelmesi ve binlerce göstericinin gözaltına alınması, sokaklardaki birikmiş öfkenin ne derece sert bir boyuta ulaştığının en somut kanıtıdır.
Başkent Paris başta olmak üzere Marsilya, Lyon, Nantes ve Strasbourg gibi kentlerde lüks mağazalardan süpermarketlere kadar uzanan bu eylemler ve kamu binalarının kundaklanması elbette tek başına vandalizmle açıklanamaz.
Aksine, var olan ekonomik düzenin geniş kitleleri sürüklediği çaresizliğin, geleceksizliğin ve mevcut sisteme duyulan inançsızlığın yıkıcı bir dışavurumudur.
Neo-liberal kemer sıkma politikalarının sonucu
Bugün Avrupa'nın başkentlerinde yükselen feryatların temelinde, yıllardır istikrarlı bir şekilde uygulanan neo-liberal politikaların ve acımasız kemer sıkma tedbirlerinin getirdiği toplumsal yıkım yatmaktadır.
Vatandaşların en temel anayasal hakları olan eğitim, sağlık, ulaşım ve barınma hizmetleri birer kamusal görev olmaktan çıkarılmış, piyasa mekanizmalarının ve sermayenin insafına terk edilmiştir.
Fransa'daki banliyö liselerinde öğretmen eksikliği, bakımsız sınıflar ve kemirgen istilası gibi insan onuruna aykırı koşullarla başlayan öğrenci eylemleri, kısa sürede hayat pahalılığına karşı sokağa inen sarı yeleklilerin, çiftçilerin ve işçi sendikalarının da katılımıyla devasa bir halk hareketine........
