Geçim değil, direnme mücadelesi: “Ay sonunu değil, yarını düşünemiyoruz”
Sabahın ayazı, fırından yeni çıkmış ekmek kokusuna karışıyor. Ama o fırın önündeki kuyrukta bu sabah iştah açan bir telaş yok. Aksine, ağır bir sessizlik hâkim. Kimse yüksek sesle konuşmuyor ama herkesin parmak uçları, cebindeki bozuk paralarla gizli bir kavga içinde.
Bir amca, sanki sayınca çoğalacakmış gibi elindeki madeni paraları avucunda evirip çeviriyor; bir teyze, fırıncıya mahcup bir sesle "Yarım ekmek olur mu evladım?" diye soruyor. İşte memleketin gerçek enflasyon raporu, o pırıltılı plazalarda değil, tam da bu fırın kuyruğunda yazılıyor.
Bugün açıklanan tüketici fiyat endeksine bakıyorum; sonra dönüp sokağa, insana, kendi cüzdanıma bakıyorum. Aradaki uçurum artık bir "hesap hatası" ile açıklanacak gibi değil. Kağıt üzerindeki rakamlar bir masal anlatıyor, hayatın içindeki gerçekler ise sert bir tokat gibi yüzümüze çarpıyor.
Maaşım 15 bin liraya düşmüşse, bu sadece bir aritmetik veri değildir. Bu; pazar poşetinin dibinin görünmesidir, torun kapıdan girdiğinde elini cebine atamamanın o ağır mahcubiyetidir. Kısacası bu, "hayatın kendisinden feragat" etmektir.
Yetkililer kürsüye çıkıp "Enflasyon şu kadar" diyor. İtiraz etmiyorum; rakamlar onların........
