SAVAŞ, BARIŞ VE SANAT
“Sanat, savaşın yıkıcılığına karşı barışçıl bir çığlıktır." Pablo Picasso
Bu yazıma son söyleyeceğimi ilk söyleyerek başlayım: Tiyatronun/Edebiyatın/Sanatın dili, silahların sesinden daha kalıcıdır.
ABD’nin yıllardır sürdürdüğü savaş, işgal, sömürü politikalarıyla, ülkeleri sömürmek için çoluk çocuk, kadın sivil demeden katletti. Bunu yaparken de “barış, demokrasi, insan hakları götürüyorum” diyerek büyük bir manipülasyonla, yalanla yaptı bu barbarlığı!..
“Arap Baharı” dedi, öldürdü... “BOP” dedi, ülkeleri işgal etti... “Demokrasi götüreceğim” dedi, yaktı, yıktı, demokrasiyi katletti, insan haklarını postalları altında ezim ezim çiğnedi. ABD ve işbirlikçi diğer devletlerle, birçok ülkenin yeraltı ve yerüstü kaynaklarını sömürdü. Sömürüyor!
Kıbrıs’ta ise yıllardır aynı gökyüzüne bakıyor, aynı havayı soluyor, aynı coğrafyada yaşıyor halklar, ama yine emperyalistlerin savaşı nedeniyle yaşamları bölünmüş, parçalanmış... Aşk adası yurtları ortadan ikiye ayrılmış duvarlarla, sınırlarla...
Oysa halkların özlemi, barış ve güven içinde yaşamak... Geçmişin acılarını unutmadan, geleceğin korkularına teslim olmadan yaşamak. Düşmanlıkların değil, dostlukların hikâyelerini yazarak ve büyüterek ortak vatanda yaşamak.
Çünkü bölünmüş bir ada, ancak barışla bütünleşen yüreklerle yeniden umut bulabilir.
Savaşlarda yenen tarafta da yenilen tarafta da acıyı, yıkımı yaşayan hep halklardır... Ve halkların isteği hep aynıdır:
Nefret değil kardeşlik!
Çünkü halkların gerçek zaferi birlikte barış içinde yaşamanın yolunu bulmaktan geçer.
VE 1 EYLÜL DÜNYA BARIŞ GÜNÜ...
1 Eylül, insanlığın savaşın karanlığından, yıkımından, acısından barışın aydınlığına, insancıllığına dönme çağrısıdır. Çünkü barış aynı zamanda adaletin, özgürlüğün, kardeşliğin, umudun ve emeğin hakkının yeşerdiği bir yaşamdır. Ve en büyük sanat, insanın insana kıymadığı, sömürmediği, farklılıkların düşmanlığa değil, barış içinde yaşamaya dönüştüğü bir dünyayı birlikte kurabilmektir. O nedenle, 1 Eylül Dünya Barış Günü, insanlığın vicdanında her gün yeniden yazılması gereken bir manifestodur.
Bu manifestonun en etkili ve güçlü alanı ise tiyatrodur/edebiyattır/sanattır.
Tiyatro/Edebiyat/Sanat, savaşa karşı durduğu ve savaşın yarattığı yıkımın ortasında bile varlığını sürdürdüğü ölçüde, insanın hâlâ insan kalabildiğinin de en güçlü kanıtlarından biridir.
“Tiyatronun Sınır İhlali” kitabımda sevgili Kostas Kafkaridis ile birlikte ele aldığımız düşünce tam budur. Tiyatro yalnızca sahnede olan biten değildir... Tiyatro, insanın çizilmiş sınırları, savaşın yarattığı koşulları aşma cesaretidir... Politik sınırları, askeri sınırları, ideolojik sınırları ve zihinsel sınırları…
Tiyatro/Edebiyat/Sanat, bu sınırların ihlal edildiği bir barış........
