ABD–İsrail / İran Savaşı ve Kıbrıs: Askeri, Ekonomik ve İnsani Kırılganlıklar
28 Şubat’ta İsrail ve Amerika Birleşik Devletleri (ABD) tarafından İran’a yönelik başlatılan saldırıların ardından sahada yaşanan gelişmeler, İran’ın beklenenden daha hızlı ve daha geniş kapsamlı bir karşılık verdiğini göstermiştir. Bu süreçte gerek İngiltere’nin bölgedeki üslerini ABD kullanımına açması, gerekse Körfez ülkelerinin İran’a ait mühimmatları kendi kabiliyetleri ile etkisiz hale getirmeleri “savunma amaçlı” gelişmeler olarak ifade edilse de fiilen çatışmanın kapsamının genişlemesine neden olmuştur.
Öte yandan, İran tarafından Körfez ülkelerindeki hedeflere yönelik gerçekleştirdiği saldırılara yönelik açıklamalarda yalnızca askeri altyapıların hedef alındığı vurgulansa da bu süreçte sivil altyapı ve yerleşim bölgelerinin de hedef alındığı açıkça görülmektedir. Son olarak Azerbaycan ve Türkiye’nin de hedef alındığı göz önünde bulundurulduğunda İran’ın resmi söylemi ile sahadaki gerçeklik arasında ciddi bir farklılık olduğunu göstermektedir.
Bununla birlikte çatışmanın ne kadar uzayacağı veya daha geniş bir bölgesel savaşa dönüşüp dönüşmeyeceği henüz net değildir. Çatışmanın seyri büyük ölçüde tarafların vereceği karşılıkların niteliğine, uluslararası aktörlerin krizi yönetme kapasitesine ve sahadaki askeri dengelerin nasıl şekilleneceğine bağlı olacaktır. Bu çerçevede halihazırda savaştan olumsuz etkilenen ve İran’ın hedefi haline gelmiş Körfez ülkelerinin çatışmanın yarattığı askeri, toplumsal ve ekonomik baskılara ne ölçüde dayanabileceği, İran’ın ilerleyen süreçte bu ülkelerde hedef alabileceği askeri ve enerji altyapılarının niteliği ve olası sivil can kaybının bölgesel dengeleri nasıl etkileyeceği belirleyici unsurlar arasında yer alacaktır.
Ayrıca kısa süre önce Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un Güney Kıbrıs’ı ziyaretinde Avrupa Birliği’nin Hürmüz boğazı ve çevresinde ticari gemilerin güvenli geçişini sağlamak amacıyla deniz güvenliği faaliyetlerine başlayacağını açıklaması ve bu açıklamanın hemen ardından İran’ın Hürmüz boğazına mayın döşeme girişimi ile ilgili iddiaların sahadaki güvenlik ortamına nasıl yansıyacağı da çatışmanın seyrini etkileyebilecek faktörler arasında bulunmaktadır. Nitekim örneğin Kızıldeniz’de İran’ın misilleme kapsamında ticari gemilere eşlik eden Avrupa ülkelerine ait savaş gemilerini hedef alması şeklindeki riskler ve senaryolar, çatışmanın bölgesel ve hatta uluslararası ölçekte hızla tırmanmasına yol açabilecek gelişmeler arasında değerlendirilebilir. Son olarak konu ile ilgili ABD Başkanı Trump’ın çağrısına rağmen böylesi bir operasyona katılmayacaklarını açıklayan Almanya dahil çeşitli AB üyesi ülkelerin tutumlarını bu risk ve olasıklar doğrultusunda okumak yanlış olmayacaktır.
Doğu Akdeniz ve Kıbrıs’ın Güvenliği
İran krizinin başlamasından oldukça kısa bir süre sonra İngiltere’nin ABD’nin de baskısıyla bölgedeki egemen üslerini ve askeri altyapısını ABD’nin kullanımına açma kararı ile birlikte bu altyapı ve üsler de İran........
