menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Fetih yolcuları - III

19 0
12.06.2026

Tarih bazen bir kitap gibi açılmaz; bir aynaya dönüşür ve insan o aynaya baktığında yalnızca geçmişi değil, kendi iç yüzünü de görür. İşte fetih dediğimiz hakikat, bu aynanın iki yüzünde birden parlayan derin bir sırdır; bir tarafında atların nal sesleri, sancakların gölgesi, orduların yürüyüşü vardır, diğer tarafında ise insanın kendi kalbine doğru attığı o sessiz, kimsenin duymadığı adımlar… Çünkü fetih yalnızca şehir kapılarının açılması değildir; bazen bir kapı açılır ama asıl açılan kalptir, bazen bir şehir teslim olur ama asıl teslim olan insanın kendi içindeki dirençtir.

İnsanlık tarihi bu yönüyle aynı hakikati farklı sahnelerde tekrar eder; az olanın çok olana galip gelişi, zayıf görünenin güçlüye üstün gelişi… Bu sadece savaş meydanlarının dili değildir, bu imanın görünmeyeni görünene üstün kıldığı o derin hakikatin yankısıdır. Sayılar çoğu zaman insanı yanıltır ama kalbin yönü asla yalan söylemez. Asr-ı Saadet’e dönüp bakıldığında bu hakikat berrak bir su gibi akar önümüzden; Bedir’de üç yüz on üç yürek, bin kişilik bir kalabalığın karşısına dikildiğinde aslında iki ordu değil, iki anlayış karşı karşıyaydı: Bir tarafta sayıya güvenenler, diğer tarafta Allah’a yönelenler… Ve o gün sonucu belirleyen sayılar değil, yön oldu. Kur’ân’ın asırlar ötesinden gelen sesi hâlâ aynı hakikati fısıldar: “Nice az topluluklar vardır ki Allah’ın izniyle çok topluluklara galip gelmiştir.” Bedir, bu yönelişin adıdır; bir savaş değil bir ilan, bir meydan değil bir kalp devrimi… Orada kılıçlardan önce niyetler keskinleşmişti.

Fakat tarih yalnız zaferleri anlatmaz; Uhud gelir ardından ve insan bir başka hakikatle yüzleşir: Fetih her zaman kazanmak değildir. Bazen kaybetmek de bir kazanımdır, bazen yenilgi insanın içindeki gafleti yıkar. Uhud’da okçuların yerini terk etmesiyle bozulan denge, aslında insanın içindeki küçük bir zaafın nasıl büyük bir........

© Yeni Birlik