‘Emin’ kişi olmanın önündeki engel: Bağımlılık
Geleneksel yapımızda mahalle, sadece fiziksel bir yerleşim alanı değil; yazılı olmayan fakat ahlaki normlarla örülü bir haysiyet kalesiydi.
Bu mikro-kozmosun en temel kuralı, dışarıdan gelen ve yerleşik huzuru tehdit eden her türlü "yabancı" unsura karşı gösterilen kolektif mukavemetti.
İrade, ferdin zihninde değil, sokağın ortak vicdanında tecelli eder; dolayısıyla kimsenin bir başkasının aklı üzerinde tahakküm kurmasına ya da etik değerlerle kumar oynamasına geçit verilmezdi.
ÖZNE OLMA VASFININ KAYBI
Gelinen noktada, düne dair o duruşun, bugün zihinsel sınırlarda mağlup olduğunu görüyoruz.
Dün kapıdan içeri sızması dahi tasavvur edilemeyen menfi unsurlar, bugün iradeler üzerinde hüküm sürüyor.
Metaforik bir zehirle gelen yabancı, evin asıl sahibini kendi iç dünyasında mülteci konumuna indirgedi. Defans mekanizmaları çöktü, kaleler birer birer işlevsizleşti.
Bu teslimiyet süreci, sadece mahallenin dağılmasına değil, bir medeniyet cevherinin de hızla aşınmasına yol açtı.
KOLEKTİF ERDEMDEN SÜRÜ PSİKOLOJİSİNE
Geçmişin sosyo-kültürel dokusunda, etik sınırları ihlal eden ya da toplumu zehirleyen figürler mutlak bir izolasyona mahkûm edilirdi.
Mahalle kültürü, haysiyeti muhafaza etmek adına kötülüğü kimsesiz bırakmayı adeta refleks haline getirmişti.
Bugün ise trajik bir değişimle, kötülüğün etrafı yapay bir kalabalıkla dolu. "Akran zorbalığı" denilen o sinsi mekanizma, genç zihinleri "dışlanma korkusu" üzerinden rehin almış durumda.
Bir zamanlar utanç vesilesi........
