Ramazan ayı ve şükür
Biz her şey için Allah’a karşı şükür borçluyuz. Öyle ki, her isteğimiz karşılanıyor. Her ihtiyacımız görülüyor. Her derdimiz derman buluyor. Her duamız cevaplanıyor. Her dileğimize bakılıyor. Her acımıza inayetle çare yetiştiriliyor. Gözümüz yollarda bırakılmıyor. Elimiz boş çevrilmiyor. Gönlümüz cevapsız terk edilmiyor. Hayatımız her saniye şefkatle ve ilgiyle kucaklanıyor.
Bediüzzaman Said Nursî’ye göre, çok kıymettar nimetleri elinden aldığımız tablacıya bir bahşiş verdiğimiz halde, asıl mal sahibini, asıl göndericisini, asıl yaratıcısını tanımamak, görmezden gelmek ve yok saymak akla ve insafa sığmaz. Nitekim Cenab-ı Hak hadsiz nimetlerini, tam zevkimize göre cins cins, tür tür, çeşit çeşit, her mevsimde ayrı ayrı, yeryüzüne yaymış ve sermiştir. Cenab-ı Allah o nimetlerin karşılığında şükür istiyor.
İşte Allah’a teşekkür etmek; o nimetleri doğrudan doğruya Allah’tan bilmek, o nimetlerin kıymetini takdir etmek ve o nimetlere kendi ihtiyacını tam hissetmekle mümkündür. Ramazan-ı Şerifteki oruç da bize bunu tam sağlıyor. Hakikî, hâlis, içten, riyasız, gölgesiz, gösterişsiz, samimî, kapsamlı ve geniş bir şükrün anahtarını bize veriyor. Çünkü bu insanlar mecburî olarak aç ve susuz bırakılmazlarsa, hiç aç kalmadıklarından, hiç........
