Nereye gidiyorsunuz?
Hak dinler şu hakikatte müttefiktirler: “İnsan bir yolcudur; sabâvetten gençliğe, gençlikten ihtiyarlığa, ihtiyarlıktan kabre, kabirden haşre, haşirden ebede kadar yolculuğu devam eder.”1
Bu hakikat vahye dayanır ve ilahi vahiy insanın serüvenini bu güzergâhla açıklamıştır.
İnsan bir yolcudur. Bir saniye durmuyor. Ruhlar âleminden gelip ana rahmine uğrayan, burada kısa bir süre kalan, ancak her saniye farklı bir boyut kazanan ve her kazanımıyla yolculuğunu tâdâd eden insan, daha sonra dünyaya gelmekte ve dünyada yine bir an durduğu görülmemektedir. Çocukluk, gençlik, olgunluk ve ihtiyarlık dönemlerini bir düşünün! Bu yolculuk hali insanın damarlarına aksetmiş; öyle hızlı yaşıyor ki, gözünüz kararıyor.
Bir de duymuşsunuz ki adam, karargâh değiştirmiş. Dünyadan, eşine âşiyânına bile haber vermeden, “gidiyorum; elvedâ!” diyemeden, gidivermiş! Yıllardır topladığı servetini, mal ve mülkünü yanına almamış. Oysa bu serveti elde etmek için gece gündüz dememiş; aç kalmış, uykusuz kalmış, yorgun düşmüş, ama yılmamıştı. Bir nefes bir yerde durmamıştı. Hep soluk soluğa yaşıyordu. Hani, mal canın yongasıydı! Şimdi, bunca değer verdiği, göz nuru döktüğü, uğrunda bir hayat verdiği mal ve mülkünü nasıl bırakıp gitti? Böylesine kolay bırakacaktı da, bunca koşuşturma nedendi?
Evet, adam, asıl memleketine gitti, âhiret yurduna. Aslen oralı idi o! Burada geçiciydi. Bir yolcuydu! Gidiyordu; gitti! İşin garip tarafı: Uğrunda bir ömür verdiği mallarını da bıraktı! Gitti gitmesine de; canının yongalarını ne diye bıraktı? Böyle bırakıp gideceğini bilseydi, uğrunda bir ömür harcar mıydı? Yolunda nice cefalara katlanır........
