Mi’rac’la yükselerek kurtulmak...
Hayatları tehdit eden sele mukabil; dünya/ahiret hayatlarımızı kesret sellerinde sürükleyen Âhirzaman’ın felâketinin tarifi yapılmadan, hadisenin dehşeti anlaşılır mı, hiç?
Fertle ve cemaatle yaşadıklarımızı, yüz sene önceki mü’minlere tasvir imkânımız olsaydı, rahat hallerimizi gören o insanların; havf ve dehşet içinde, geldikleri yere kaçacaklarını biliyoruz. Hadis kitaplarındaki “fitneler” kısmını okuduğumuzda, verilen haberlerin başkaları için olduğunu düşündük. Günü değil, seneyi donduran zemherilerin, depremlerin, Kerbelâ’nın, tehcirlerin, ateşlerin ve yetimlerin ortasına düştüğümüzün farkına varamadık.
Önce; dinsiz felsefenin “kişisel gelişim” hücumuyla zihinler işgale uğramıştı, sonra da insanlarımız ve mahrem hayatlarımız… Okuldan hastaneye, sayfiyeden kahveye, dile musallat işgalin; tüm hayatları samyeliyle kavurduğunu da görmezden geldik. İktisadî, siyasî, ilmî, idarî, dinî, tarihî ve tüm sosyal dairelerimizde; düşmanlarımızca hayatlarımızın değişim perdesindeki dizaynını gördüğümüzde; 15 Temmuz’la birlikte bütün cemaatler tutsak edilmişti. Kur’ân’dan bir nasihat veya meselelere çözüm bulmak isteyenler, korkudan geriye çekildiler. Ve dünyamız olan bitene gözlerini açamadan, Çin üzerinden COVID-19 ile ilâhlığını ilân eden bir kısım küresel materyalist elit; insanlığı sürüler sınıfına dâhil ederek; yalnızca ağılların kapılarını değil, insanların yüzlerini de........
