En büyük farz vazife-1: Kur’ân’ın emri, asrın zarureti
Fakat Üstad Bediüzzaman, İttihad-ı İslâm için bir de “bu asrın en büyük farz vazifesi” tabirini kullanmıştır. Gerekçesine bakınca hak vermemek elde değildir. Hakikaten bugün, Kur’ân-ı Kerîm’in emri olan ittihad-ı İslâm öyle bir rüchaniyet kesbetmiştir ki, âdeta en büyük farz mertebesine çıkmıştır.
Bu hakikate daha kendi devrinde dikkat çeken merhum ve mağfur padişah Yavuz Sultan Selim de şöyle demiştir:
“İttihatken savlet-i a’dâyı def’e çaremiz; ittihad etmezse bu millet tâ kûşe-i kabrimde bîkarar eyler beni.”
Böylece Cenab-ı Hakk’ın, “Va’tasımû bi hablillâhi cemî’an ve lâ teferrekû.” (Hep birlikte Allah’ın ipine sımsıkı sarılın; bölünüp parçalanmayın.) (Âl-i İmrân: 103) emrine dikkat çekmiş ve buna imtisal etmiştir.
Nitekim o ihlâsla akla hayale gelmeyecek büyük işler başarmış, Osmanlı Devleti’ni birkaç kat büyütmüş ve dünyanın gidişatını değiştirmiştir. Bediüzzaman’ın, “Yavuz Sultan Selim’e biat ettim.” sözü de onu asırlar sonra tasdik eden bir ifadedir.
İttihad öyle bir farzdır ki, tabiri caizse diğer farzların da teminatıdır. Zira insanın önce kendi vatanında hür yaşayabilmesi büyük ehemmiyet taşır. Şairin, “Ey vatan, kucağına atılır hak oluruz; sen olmazsan biz helâk oluruz.” mısraları da bu hakikate işaret eder.
Aslında bu daire yalnız Türkiye ile sınırlı değildir; âlem-i İslâmı, hatta hak dinin tebliğinden doğan mesuliyetimiz sebebiyle bütün insanlığı da içine alır. Evet, Müslümanlar olarak böyle bir sorumluluğumuz vardır.
Onun içindir ki Üstad bize “Eski çağların cihangir Asya ordularının kahraman askerlerinin torunları” diye hitap eder.
Demek ki........
