Fon skandallarının gölgesindeki kırk yıllık rant düzeni -3
12 Eylül’ün ekonomik programı Ankara’dan çok Washington’daki kurumların masasında şekillenmişti. Darbeden yaklaşık üç ay önce, Haziran 1980’de IMF ile üç yıllık bir stand-by anlaşması imzalanmış; Dünya Bankası da peş peşe beş yapısal uyum kredisi açmıştı. Kredilerin karşılığı, ithal ikameci kalkınma modelinin terk edilip ekonominin dışa açılmasıydı. Darbe yönetimi bu programı askıya almadı. Aksine, geçmişte Dünya Bankası’nda çalışmış olan programın mimarı Özal’ı ekonominin başında tuttu. Sendikalar kapatılıp grevler yasaklanınca programın önündeki son engel de kalktı.
Faturayı emekçiler ödedi. 1979 yılı 100 kabul edildiğinde reel ücretler daha 1980’de 80’e geriledi; özel sektörde düşüş daha da sertti. Emeğin milli gelirden aldığı pay darbenin ilk yılında belirgin biçimde düşerken sermaye gelirleri yükseldi. Darbenin sermaye çevrelerindeki karşılığı da gizli değildi. Dönemin TİSK (Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonu) Başkanı Halit Narin’e atfedilen “Şimdiye kadar işçiler güldü, şimdi gülme sırası bizde” sözü, Narin sözlerinin çarpıtıldığını savunsa da, dönemin ruhunu özetleyen bir slogan olarak hafızalara kazındı.
Darbenin dış desteğine dair en çok anılan söz ise hâlâ tartışmalıdır. Mehmet Ali Birand, CIA’nın eski Türkiye şefi Paul Henze’nin Başkan Carter’a “Bizim çocuklar başardı” dediğini aktarmıştı. Henze bunu yıllarca yalanladı; Birand ise 1997’de yaptığı röportajın kaydını yayınlayarak cevap verdi. Hangi kelimelerin kullanıldığından bağımsız olarak tablo açıktır: Washington, programını uygulayacak bir yönetimin işbaşına gelmesinden memnundu.
Halka sabır ve kanaat öğütleyen bu düzenin tepesindekiler ise kendi hesaplarında aynı ölçüyü gözetmedi. Konsey üyesi Tahsin Şahinkaya’nın adı F-16 alımlarındaki yolsuzluk iddialarıyla anıldı; Şahinkaya bu iddiaları her zaman........
