menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Hayatın içindeki pusulamız: Sosyal ve siyasî konularda niçin Eski Said eserlerine muhtacız?

20 0
14.08.2026

Bu ifadeler ve Üstad’ın sergilediği tavır, satır aralarında şu hayati hakikatleri barındırmaktadır:

1. Velayet makamı ile içtimai ehliyet arasındaki fark (uzmanlık ilkesi):

Yeni Said dönemi; Bediüzzaman’ın ihlas, zühd, tamamen imana adanmışlık ve velayetin zirvesine ulaştığı bir tefekkür dönemidir. Ancak bizzat kendisi, sosyal ve siyasî bir mesele karşısında Yeni Said kimliğini geri plana çekerek “Eski Said kafasını muvakkaten başıma sıkılarak giyerek” cevap vereceğini belirtir. Buradan çıkan en büyük ders şudur:

Bir insan manen ne kadar yüksek, ne kadar veli veya mübarek olursa olsun; içtimai, hukukî ve siyasî analizler apayrı bir ehliyet, tecrübe ve müspet ilim (seküler/içtimaî gerçeklik) bilgisi gerektirir. Sadece zühd ve takva ile içtimai hadiseler doğru okunamaz. Siyasî ve sosyal analiz yapılacağı zaman, o alanın kurallarına ve tecrübesine sahip “Eski Said” zihniyetine, yani sosyolojik müktesebata ihtiyaç vardır.

2. Şahıslara değil, ilkelere göre mihenge vurmak (mübarek abiler yanılgısı):

Hizmet dairesi veya toplum içinde “mübarek, çok takva, sözü dinlenir” olarak kabul edilen aktörlerin veya büyüklere ait şahsî kanaatlerin, hatadan münezzehmiş gibi doğrudan rehber edinilmesi büyük bir metodolojik hatadır. Metinde Üstad’ın işaret ettiği üzere, içtimaî ve siyasî rüzgârlar karşısında savrulmamak adına, önümüze konan her siyasî iddia veya içtimai  yorum, Eski Said dönemi eserlerinde (Münazarat, Hutbe-i Şamiye, Sünûhat vb.) ortaya konan hürriyet, adalet, meşveret, hukuk ve meşruiyet gibi sarsılmaz düsturlarla mihenge vurulmalıdır. Şahısların hatırı, hakikatin hatırından üstün tutulamaz.

3. Sadece imani bahisleri okumanın getireceği dar........

© Yeni Asya