Beşinci Şua Dördüncü Mesele - Allah’ın Adını Silmek-Dördüncü Mesele-1
Akıl Tapınağı. Fransız Devrimi’nin en sert dönemeçlerinden biri yaşanıyordu ve devrimciler Tanrı’yı kamusal alandan tamamen silmek istiyorlardı, onun yeri vicdanlardı, hatta hiç görünmese daha iyi olurdu. Kilise çanları eritildi, din adamları sürgüne gönderildi, takvimin başlangıcı bile yeniden kurgulandı; Devrimin tarihi takviminin başlangıcı sayıldı. Notre-Dame’ın sunağına özgürlük heykeli yerleştirildi ve burada Yaratıcı için değil, beşerî akıl için görkemli seküler törenler düzenlendi.
Fakat bu radikal durum iki yıldan fazla sürmedi. Robespierre bizzat bu seküler çılgınlığa karşı çıktı ve uygulamadan vazgeçildi. Neden vazgeçildi, çünkü sosyolojik dinamikler göz önüne alınmamıştı. Açık inkâr ve kaba kuvvet, daima sert bir toplumsal direniş üretir. Yaratıcıyı kamusal alandan söküp atmaya çalışan her hareket, söktüğü yerde derin bir yara bırakır ve o yara etrafında toplumsal hafıza kristalleşir. İktidar bu tarihsel dersi aldı ve bir daha asla aynı hatayı tekrarlamamaya gayret etti.
Aradan yüz kırk yıl geçti. 30 Ocak 1932 tarihinde İstanbul Fatih Camii’nin minarelerinde Hafız Yaşar Okur’un sesinden farklı bir ezan sesi duyuldu. İsm-i Celâl, Arapçadan Türkçeye çevrilmişti. İslam’ın kamusal bir sembolü köklü bir dönüşüme uğra(tıl)mıştı. Kimse Fatih Camii’nin kapısına Akıl Tapınağı tabelası asmamıştı, Allah’ı açıkça inkâr edenlerin sayısı son derece azdı ve camilerin kapıları açıktı.
Yine de yapılan müdahale son derece çarpıcı, planlı ve kalıcıydı: Bu defa Allah’ın adı silinmemiş, 1300 yıllık çağrının şekli değişmiş, o adın yankılandığı zamanlar ve mekânlar yavaş yavaş dönüştürülmeye başlanmıştı. Görünürde açık bir inkâr yoktu fakat kasıtlı bir........
