menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

İslâm ve demokrasi birbirinin alternatifi mi?

4 0
previous day

Bir tarafta Yunanca demos (halk) ve kratos (iktidar) kelimelerinden oluşan “halkın yönetimi” anlamındaki demokrasi; diğer tarafta Arapça “silm-selâm” kökünden gelen, barış, esenlik ve teslimiyet manalarını taşıyan İslâm.

Ancak burada önemli bir ayrım yapmak gerekiyor: İslâm, yalnızca bir yönetim modeli değildir. O, iman, ibadet, ahlâk, hukuk ve sosyal hayatı içine alan kâmil bir dindir. İslâm ile demokrasinin bağdaşıp bağdaşmadığı konusunda farklı görüşler vardır. Bazı İslâm düşünürleri demokrasinin temel değerlerini İslâm’ın şûra, adalet, hürriyet ve insan onuru anlayışıyla bağdaştırırken, bazıları özellikle “hâkimiyet” kavramından hareketle demokrasiye itiraz etmişlerdir. Asıl düğüm noktası da burada ortaya çıkmaktadır: Hâkimiyet kime aittir?

Bediüzzaman Said Nursî’nin meşrutiyet ve cumhuriyet hakkındaki değerlendirmeleri bu tartışmaya önemli bir pencere açar. Ona göre meşrutiyet, “meşveret-i şer’iyedir”; adalet, meşveret ve kuvvetin kanunda toplanması esaslarına dayanır. “Hâkimiyet-i millettir” ifadesiyle de keyfî şahıs hâkimiyeti yerine milletin yönetime katılımını öne çıkarır.

Bediüzzaman’ın “dindar cumhuriyetçi” ve daha sonraki ifadelerinde “dindar demokrat” kavramlarına yer vermesi de dikkat çekicidir. Buradaki maksat, İslâm’ı beşerî bir ideolojiyle sentezlemek değildir. Aksine, insanlığın geliştirdiği yönetim tecrübeleri içerisinde adalet, hürriyet, hukuk, meşveret ve insan hakları gibi değerlerin İslâm’ın temel........

© Yeni Asya