Hastalıktan alınan dersler-1
Elinin altındaki sermayesi, yakınındaki ailesi, çevresindeki dostları hepsi bir noktaya kadar yardımcılar ama o noktadan sonrası yapayalnız kalıyor. Ve sadece Rabbi ile baş başadır.
Evet, Allah; bir tercih değil, her şeyden geriye kalan tek gerçektir. “Ben bütün aczimle buradayım. Allah, bütün esma ve sıfatıyla karşımda. Ve başka kimse yok.”, denilmesi gereken bir hakikat.
İşler yolundayken Allah’a imanın, hastalıkta iken faydası yok. Ne demek istediğimi anladınız! Önemli olan; hastalıkta iken Allah’a imanın daha müessir ve tesirli olmasıdır.
Sağlıklı iken hemen her şeyi kontrol altına aldığını zanneden insan, hastalıkla o kontrollerin gerçek olmadığını anlıyor. Mekân da zaman da kendi kontrolü altında olmadığı gibi bedeni ve bedenindeki hiçbir şeyin kontrolünün elinde olmadığını kavrıyor.
Varlığı yokluğuna, yokluğu varlığına denk bir cüz-i ihtiyârînin hâkimiyeti bile tartışmalı. Öncesi “yaptım” ifadeleri artık “yaptırıldı” ile hastalıkta güncelleniyor, tashih ediliyor.
Bir vesile olan paradan ziyade duanın tesiri, hastalıkta anlaşılıyor. O hâlde para biriktirmekten ziyade dua edecek dost kazanmaya bakmak elzemdir. Dua edecek kalbi işletmek en lüzumlusudur.
Hastalığı günahlara kefaret sayarlar, öyle de dua ederler.
Hz. Eyyub’un zellesi1 ne idi ki, o dehşetli hastalığa maruz kaldı? Hangi hatası var idi de ona kefaret oldu? Bunu anlamakta zorlandım.
Günahlardan hâsıl olanı telafi etmek, ortadan kaldırmak için kullanılan kefaret, günah ve hataları örten, telafi eden sadaka, oruç, kurban gibi mal ve bedenle yapılan........
