Elâlem bu makaleme ne der?
Taştan putlar kırılmış, Kâbe hakikî sahibine teslim edilmişti. Peki ya bugün, kendi göğüs kafesimizin içinde büyüttüğümüz gizli putlar ne olacak? Zihnimizin en kuytu köşelerinde sakladığımız ve her gün önünde eğildiğimiz o modern ilâh: "Elâlem ne der?" kaygısı...
Bugün bir insan; ne giyeceğine, evini nasıl döşeyeceğine, evladını nasıl yetiştireceğine ve hatta inancını nasıl yaşayacağına karar verirken Yaratıcısının rızasını değil, toplumun algısını ölçü alıyor. Bu durum, farkında olmadan elâlemi hayatın merkezine koymak ve onu adeta, -hafazanallah- ikinci, gizli bir “ilâh” hâline getirmektir. İlâh; emirlerine mutlak itaat edilen, rızası her şeyden üstün tutulan ve kınamasından korkulan makamsa eğer; elâlemin rızasını Allah’ın rızasının önüne geçiren herkes bu gizli şirk tehlikesinin kıskacındadır.
Oysaki fânî dünyada, insanları memnun etmeye çalışmak nedendir? "Elâlem" dediğimiz o muğlak kalabalık, yarın tek başımıza gireceğimiz kabir kapısında bizi yapayalnız bırakacaktır. Mizan kurulup defterler açıldığında, Allah’a vereceğimiz hesaba elâlemin ne bir faydası ne de müdahalesi dokunabilir. Mahşerdeki o mutlak yalnızlıkta hiçbir beşer, "Ama elâlem ne derdi?" bahanesini bir mazeret olarak sunamaz. Kul ile Allah arasındaki o büyük hesabı, elâlemin dedikoduları asla etkileyemez.
Zihinlerdeki bu putu paramparça edecek muazzam bir ölçü: "Amelinizde rıza-yı İlâhî olmalı. Eğer O razı olsa, bütün dünya küsse ehemmiyeti yok. Eğer O kabul etse, bütün halk reddetse tesiri yok."¹ düsturudur.
Bu düstur, insanı toplumsal prangalardan kurtaran bir özgürlük ilanıdır. Hayatı "O ne der, bu ne der" dalgalanmalarından kurtarıp Allah'ın rızasına sabitleyen, tabiri caizse "Rabbim ne der?" diyen kişi, içsel bir huzura ve sarsılmaz bir özgüvene kavuşur.
Hem, hayatımızı, kararlarımızı ve hatta........
