menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Secde

16 0
09.10.2026

Her sabah, her seher vakti... Anne ve Kur’ân tilaveti...”

Hayal meyal hatırlıyorum, küçüklüğümde duaları dahi bilmediğim yaşlarda, annem namaz kılarken hemen yanında namaza dururdum. Rahmetli annem, o anda seccade bulamazsa, hemen eline geçen bir havluyu (bizim evde “peşkir” denirdi) sererdi önüme. 

Annemin hareketlerini taklid ederek büyük bir hevesle namaz kılardım. Dudaklarım kıpır kıpır dua ediyor sanırdım kendimi. Namazın rükünleri çok gizemli gelirdi bana. Biraz büyüyünce sanırım on yaşlarımda hatırladığım bir yaz akşamı. Bahçemizdeki sofada annem akşam sofrası kuruyor. Ben bir kenarda namaz kılıyorum. Annemin sözleri kulağımda çınlıyor; “İkinci rekatta oturacaksın, ettehiyyatü okuyacaksın sonra tekrar kıyama duracaksın gibi...”

Başımda anneme ait kocaman başörtüsü ile namazımı eda etmenin sevincini hâlâ yüreğimin bir köşesinde saklarım. O yıllara; “cennetten günlerim” derim.

Hepimizin hayatında böyle masum hatıraları vardır. Çocuk demek bir nevi melek sayılır; öyle saf, öyle günahsız...

Çocuğun yüreğine öyle derin işler ki bu manzara, taa hücrelerine dek... Ve yıllar geçse de hiç tükenmeyen beslenme kaynağıdır, çocuğun ruhunda iz bırakan; gözleriyle şahit olduğu yapılan ibadet, hissettiği maneviyat ve sevgi, ve şefkat...

Rabbimiz, Alak suresinde; “Secde et ve yaklaş” ayeti ile secdenin yakınlaşma olduğuna işaret eder. Peygamber efendimiz (asm) bir hadislerinde de; “Kulun Rabbine en yakın olduğu an, secde halidir” buyurmakta. (Müslim/salat, 215)

Bu nasıl bir müjde! Rabbimiz kayıtsız şartsız huzuruna davet ediyor. Secde ile O’na yakınlaşacağımızı haber veriyor.

Meğer insanın en büyük ihtiyacı; Allah için yüzünü yere koymak, secdeye varmakmış. Üzgün........

© Yeni Asya