Sınır hattımızda İsrail teknolojisi mi kuruluyor
Tüm dünyanın gözü kulağı şu günlerde İran ve Hürmüz Boğazı’ndaki gerilime kilitlenmiş durumda. Küresel başlıklar Tahran hattındaki satrançla meşgulken Türkiye’nin hemen yanı başında çok daha kritik bir gelişme sessizce ilerliyor. Yunanistan ile İsrail arasında kurulan askeri ittifak derinleşiyor güçleniyor ve doğrudan Türkiye’yi hedef alabilecek bir kapasiteye ulaşıyor.
Bu süreci iki ülke arasındaki iş birliği olarak okumak stratejik körlüktür. Çünkü karşımızdaki tablo basit bir yakınlaşma değil Türkiye’nin stratejik başarı ile daralttığı bir alanın planlı ve sistematik biçimde doldurulmasıdır.
Bölgedeki dengeleri kökten sarsma potansiyeli taşıyan bu süreci yalnızca iki ülke arasındaki iş birliği olarak okumak büyük resmi ıskalamak olur. Bugün gelinen noktayı doğru analiz edebilmek için 2010–2014 dönemine yani stratejik eksenin Türkiye’den Yunanistan’a kaydığı o kritik kırılma sürecine bakmak gerekir.
MAVİ MARMARA’DAN DOĞAN YENİ EKSEN KAYMASI
Her şey 31 Mayıs 2010’daki Mavi Marmara baskınıyla başladı. Bu olay Türkiye-İsrail ilişkilerinde özellikle İsrail’in vazgeçilmezi olan Türk hava sahası kullanımını bir anda bitirdi. Bölgede güvenlik anlamında nefessiz kalan Tel Aviv kaybettiği bu devasa alanı ikame edecek yeni bir stratejik derinlik arayışına girdi. Aranan kan Atina’da bulundu.
2010’daki diplomatik kopuşun hemen ardından 2011 yılında Yunanistan ve İsrail tarihinin en kapsamlı savunma metinlerinden biri imzalandı. Eylül 2011 Savunma İş Birliği Anlaşması dönemin savunma bakanları Ehud Barak ve Panagiotis Beglitis’in imzalarıyla Tel Aviv’de yürürlüğe girdiğinde artık Türkiye’nin karşısında sadece bir dostluk değil hukuki ve askeri bir zırh vardı.
BLUE FLAG TATBİKATI (MAVİ BAYRAK): GÖKYÜZÜNDEKİ İTTİFAK
Bu yeni kurulan kurumsal ittifakın en somut ve gövde gösterisi niteliğindeki meyvesi ise gökyüzünde belirdi,
Kasım 2013’te İsrail’in Ovda Hava Üssü’nde gerçekleştirilen bu çok uluslu tatbikata Yunanistan, F-16 filosuyla katılan ilk ülkelerden biri oldu. Bu gelişme sadece bir askeri eğitim faaliyeti değildi İsrail’in Akdeniz’de kaybettiği hava sahası eğitim imkânlarını Yunanistan üzerinden telafi etmeye başladığının açık bir göstergesiydi.
GÜNÜMÜZE GELİNDİĞİNDE PULS ANLAŞMASI İLE DERİN DARBE KAPASİTESİ
Bugün bu ittifak artık sadece bir eğitim ortaklığı değil tam kapsamlı bir silah kardeşliğine evrilmiş durumda. Bunun en sıcak örneği, 6 Nisan 2026 tarihinde Atina’da imzalanan yaklaşık 758 milyon dolarlık (650 milyon Euro) PULS anlaşmasıdır.
PULS (Hassas ve Evrensel Fırlatma Sistemi) İsrailli Elbit Systems tarafından üretilen bu çoklu roketatar sistemi Yunan ordusuna 300 kilometreye kadar uzanan hassas vuruş kabiliyeti kazandırıyor.
Yunanistan'ın bu sistemleri özellikle Türkiye sınırına (Meriç hattı) ve Ege adalarına konuşlandıracağı biliniyor. Bu hamle Ege kıyılarımızdaki ve Trakya'daki stratejik noktalarımızı doğrudan hedef alabilecek bir derin darbe kapasitesi anlamına geliyor.
Bugün gelinen noktada bu ilişki artık bir tatbikat ortaklığı değil tam kapsamlı bir silah ve teknoloji iş birliğine dönüşmüş durumda.
AŞİL KALKANI: ÇOK KATMANLI SAVUNMA HAMLESİ
PULS anlaşması, bu sürecin yalnızca bir parçasıdır. Yunanistan, İsrail ile yaklaşık 3 milyar Euro değerinde Aşil Kalkanı adı verilen bir hava savunma sistemi projesi üzerinde de çalışmaktadır.
(Achilles Shield- Aşil Kalkanı: Yunanistan'ın özellikle Türkiye'den gelebilecek insansız hava araçları (İHA) seyir füzeleri ve balistik füze tehditlerine karşı geliştirdiği, İsrail teknolojisiyle inşa edilen çok katmanlı ulusal hava savunma ve füze kalkanı projesidir)
Aşil Kalkanı sistem insansız hava araçları seyir füzeleri ve balistik tehditlere karşı çok katmanlı bir savunma yapısı oluşturmayı hedeflemektedir. İsrail teknolojisiyle inşa edilen bu yapı Yunanistan’ın savunma kapasitesini niteliksel olarak yeni bir seviyeye taşımaktadır.
İSRAİL STRATEJİK BOŞLUK NASIL DOLDU?
2010–2014 dönemini basit bir ilişkiler gelişti ifadesiyle açıklamak ciddi bir analiz hatası olur. Bu dönem Türkiye’nin daralttığı İsrail’in stratejik alanın Yunanistan tarafından sistematik biçimde doldurulduğu askeri iş birliğinin zamanla kurumsal ittifaka ve ardından teknolojik bağımlılığa dönüştüğü kritik bir kırılma sürecidir.
Dünya İran ile meşgulken Doğu Akdeniz’de şekillenen bu PULS anlaşmaları ve füze kalkanı projeleri Türkiye için çok daha yakından takip edilmesi gereken bir güvenlik ajandasıdır. Artık karşımızda sadece bir komşu değil İsrail teknolojisiyle sınır hattımızı 300 kilometre derinden hedefleyebilen bir askeri kapasite bulunuyor.
Bu tablo bize şunu açıkça göstermektedir
Gündem ne kadar İran’a kilitlenmiş olursa olsun Türkiye’nin güvenlik ajandası çok katmanlıdır ve tek bir cepheye indirgenemez.
Gündemin bu denli kritik olduğu bir dönemde fikirlerimi paylaşma imkânı bulduğum Yeni Ankara ailesine katılmaktan büyük mutluluk duyuyorum
