menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Sokaklar güvende olduğunda, toplum da güvende olur

13 0
16.09.2026

Yeni eğitim öğretim yılının başladığı 14 Eylül sabahında, milyonlarca çocuğumuz okul yoluna düşerken devlet de sokaklara önemli bir mesaj verdi: Bu sokaklar suç örgütlerinin at koşturacağı bir meydan değildir.

Adalet Bakanı Sayın Akın Gürlek’in açıklamasına göre, ülke genelinde başlatılan “Sokaklar Güvende” operasyonları kapsamında 78 Cumhuriyet Başsavcılığının koordinasyonunda 148 eş zamanlı operasyon gerçekleştirildi ve 2 bin 447 şüpheli hakkında adli işlem yapıldı.

Fakat meselenin büyüklüğü yalnızca rakamlarla ölçülmemeli.

Çünkü bugün Türkiye’nin karşı karşıya bulunduğu tehlike, birkaç suçlunun yakalanmasından çok daha derin bir noktaya ulaşmış durumda.

Artık sokakta suç örgütleri yalnızca uyuşturucu satmıyor.

Gençlere bir hayat tarzı satıyorlar.

Gücü, parayı, silahı, korkuyu ve suçtan elde edilen itibarı bir “statü” gibi pazarlıyorlar.

İşte asıl mücadele tam da burada başlamalı.

Çocuklarımız suç örgütlerinin insan kaynağı olmamalı.

Bir ülkenin geleceği, yalnızca okullarında değil, okul ile ev arasındaki sokaklarında da şekillenir.

Çocuğun okul kapısından çıktıktan sonra karşılaştığı dünya, bazen sınıfta öğrendiği bütün doğruları birkaç dakika içinde anlamsızlaştırabilir.

Bir tarafta öğretmen;

“Çalış, üret, dürüst ol, kendine bir gelecek kur.” derken diğer tarafta sosyal medya üzerinden parlatılan başka bir dünya karşısına çıkıveriyor:

Ve suçtan elde edilen bir çeşit sahte itibar.

Bu nedenle “sokaklar güvende” operasyonlarını yalnızca bir asayiş operasyonu olarak görmemek gerek.

Bu operasyonlar aynı zamanda çocuklarımızın geleceğine yönelik bir savunmadır.

Bakan Gürlek’in ortaya koyduğu hedef de bu bakımdan önemlidir. Mesele yalnızca suç örgütünün birkaç mensubunu yakalamak değildir. Örgütün insan kaynağını, parasını, bağlantılarını, lojistiğini ve suç üretme kapasitesini ortadan kaldırmak gerekir.

Çünkü ağın tamamını dağıtmadan, yalnızca birkaç düğümü kesmek yeterli olmaz.

Asıl soru: Yakalandıktan sonra ne olacak?

Burada kamuoyunun çok temel bir sorusu var:

Operasyonla yakalanan şüpheli, mahkeme önüne çıkarıldıktan sonra ne olacak?

İşte bu soru, operasyonların kendisi kadar önemlidir.

Polis görevini yapacak.

Jandarma görevini yapacak.

Savcı soruşturmasını yürütecek.

Mahkeme, delilleri değerlendirecek ve hukuka uygun kararını verecek.

Eğer toplumda, “Nasıl olsa fazla yatmam”, “Bir süre sonra çıkarım”, “Bir düzenleme gelir”, “Bir infaz değişikliği olur” düşüncesi güçlenirse, devletin suçla mücadelesinin caydırıcı ayağı zayıflar.

Suç örgütleri açısından bakıldığında bunun anlamı çok basittir:

Risk düşükse, kazanç yüksekse suç cazip hale gelir.

İşte tehlike burada başlıyor.

Cezasızlık algısı, suçun sessiz ortağıdır

Bir insanın suç işlemesini yalnızca cezanın miktarı belirlemez.

Cezanın kaçınılmaz olup olmadığı da belirler.

Hatta çoğu zaman asıl caydırıcı olan budur.

Suç dünyasının hesabı romantik değildir.

Yakalanma ihtimali ne?

Yakalanırsam başıma ne gelecek?

Ne kadar süre cezaevinde kalacağım?

Bir süre sonra çıkabilir miyim?

Bir af veya infaz........

© Yeni Ankara