Yeşil vatan!
Uzun yıllar boyunca orman yangınları, yaz aylarında karşılaşılan doğal afetlerden biri olarak değerlendirildi. Oysa bugün geldiğimiz noktada bu tanım yetersiz kalıyor. İklim değişikliğinin etkisiyle daha uzun süren sıcak hava dalgaları, kuraklık ve şiddetli rüzgârlar, orman yangınlarını yalnızca çevreyi tehdit eden olaylar olmaktan çıkardı. Artık enerji altyapısından yerleşim alanlarına, tarımsal üretimden turizme kadar birçok alanı etkileyen, ekonomik ve sosyal sonuçlar doğuran bir milli güvenlik meselesiyle karşı karşıyayız.
Bu nedenle Türkiye ile Yunanistan'ın bu yıl yaşadığı yangınları karşılaştırırken "kim daha başarılı?" sorusundan çok, iki ülkenin nasıl bir mücadele modeli geliştirdiğine bakmak daha doğru olacaktır.
Yunanistan, Avrupa Birliği'nin ortak sivil koruma mekanizması olan rescEU sisteminin en yoğun yararlanan ülkelerinden biri. Büyük yangınlarda yalnızca kendi hava filosuna değil, Avrupa'nın ortak hava gücüne de erişebiliyor. Farklı ülkelerden gelen uçaklar, helikopterler ve personel, ihtiyaç halinde kısa sürede operasyonlara katılabiliyor. Bu durum Yunanistan'ın kapasitesini değerlendirirken mutlaka dikkate alınması gereken önemli bir avantajdır.
Türkiye ise Avrupa Birliği'nin bu ortak mekanizmasının dışında bulunuyor. Dolayısıyla yangınlarla mücadelede büyük ölçüde kendi kurumsal kapasitesine ve kendi imkânlarına dayanmak zorunda. Son yıllarda hava filosunun genişletilmesi, koordinasyon merkezlerinin güçlendirilmesi ve teknolojik imkânların daha etkin kullanılması bu zorunluluğun doğal sonucu olarak ortaya çıktı.
Bugün dikkat çeken nokta, yalnızca hava araçlarının sayısı değildir. Orman yangınlarında belirleyici unsur, yangının ilk dakikalarında doğru müdahalenin yapılabilmesidir. Yangının büyümesini engelleyen en önemli unsur zamanla yarışabilmektir.
Bu noktada Türkiye'nin özellikle insansız hava araçlarını yangın yönetiminde etkin biçimde kullanması önemli bir kabiliyet oluşturdu. Sürekli........
