Kararsız yükseliş! Alışkanlıklara güven
Türkiye’de son dönemde açıklanan seçim anketlerinin neredeyse tamamında ortak bir sonuç var: Kararsızlar ve “oy vermem” diyenler hiç olmadığı kadar yüksek.
Öyle ki bazı araştırmalarda bu grup, tek başına birçok partinin önüne geçmiş durumda. Hatta abartı sayılmaz; bugün Türkiye’de “en büyük üçüncü siyasi yapı” desek, kararsızları işaret etmiş oluruz.
Normal şartlarda bu tablo, siyasetin alarm vermesi gereken bir durumdur. Çünkü bu kadar büyük bir kitlenin kendini hiçbir siyasi adresin içinde görmemesi, temsil krizinin en açık göstergesidir.
Ama ilginç olan şu: Siyasette bu büyüklükte bir krize karşılık gelen bir hareketlilik yok.
Ne iktidar cephesinde ne de muhalefette, “Bu insanlar neden kararsız?” sorusuna gerçekten odaklanmış bir çaba göremiyoruz.
Çünkü galiba siyaset başka bir yerden bakıyor meseleye.
“NASIL OLSA DÖNERLER” RAHATLIĞI
Siyasetin önemli bir kısmında sessiz ama güçlü bir varsayım hâkim gibi duruyor:
“Seçmen ne kadar kararsız olursa olsun, sandık günü geldiğinde ideolojik olarak kendine yakın olan tarafa döner. En kötü ihtimalle karşı taraf kazanmasın diye oy verir.”
Bu düşünce ilk bakışta gerçekçi gibi görünebilir. Türkiye’de seçmen davranışının önemli bir bölümü gerçekten de bu refleksle şekilleniyor.
Ama bu........
