menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Işıktan elim

4 26
monday

Eğer birileri varsa hayatınızda, ağlamak bile anlamlıdır. Yalnızken atılan kahkahalarda, kimsesiz bir çocuğun acımtırak çığlıkları saklıdır.

Ben ışıksızım; yani gecem gündüzüm bir. Renkler yok, şekiller yok, ışık yok. Göremiyorum sevdiklerimi. Aynalar mı? Onlara büsbütün yabancıyım; ama benim umuda boyalı şarkılarım var. Öylesine anlamlandırıyorum ki belleğimde suretini ilkyazların; baharın izdüşümleri süpürüyor koynumdan kirli ağustosu.

Çocuktum; henüz bilmiyordum yılda kaç mevsim var; kış nerede biter, bahar nerede başlar; bilmiyordum iki kere ikinin dört ettiğini, bilmiyordum insan sevince uçurumun bile çiçeklendiğini… Dehlizin nabzı atıyordu şarkılarımda. Dizlerim masal koka koka, yol ayrımlarında heybeme güneş rengi sardunyalar koya koya yol alıyordum; sarı sıcak bir yolculuktu bu. Kasımın kerpiç kokulu damında, eylülün yamalı konuşkanlığından soyup dilimi; biraz maviye, biraz yeşile boyuyordum ilkel bakışlarımı. Renksiz değildi hayallerimde martıların gagaları, balıkların pulları… Denizin kan dolaşımına karışınca esmerliğim, ellerim yosun kokuyordu, yosun soluyordu gözlerim.

Çocuktum; henüz ne işe yaradığını bilmiyordum ellerimin. Parmak uçlarımın Kaf Dağı’nın ardına açıldığından habersizdim. Duyularımın ana yurdunun parmak uçlarımda olduğunu nerden bilirdim? Gözlerindeki sıtmalı geceye inat, saçları iki yandan umutla örülü, alnından masal fışkıran bir çocuktum işte.

Yedi yaşındaydım ışıktan ellerini sıktığımda. Usum yabanî çığlıklar ormanıydı; terli avuçlarıyla ağustos böcekleri, üşüşmüştü düşten evlerime; dudaklarımdaki şarkılar uçurumu söylüyor, karanlığa kanat çırpıyordu. Ve ellerin, o süt beyaz. Ekmek kokusunu, bereketli sabahları anımsatan o ellerin… tutuverdi yüreğimin ellerini. Ellerin aydınlık ve mistik bir coğrafyanın kapılarını aralıyordu. Kış saç diplerime çöreklenmişti, sen geldin; yaşamın kalbi atmaya başladı parmaklarımda; karanlığın şah damarını kesip biçtin ışığınla.

Yedi yaşındaydım; ışığın hücrelerime sızdığında. Harfler, heceler, kavramlar, sayılar… Yalınayaktı dünya. Belleğim çölün emzirdiği angaryaydı toprak ananın kucağında; bir damla suya açtı; susamıştı yağmura. Geldin tüm anaçlığınla; gelişinle damlalar denizleri; denizler okyanusları doğurdu. Harfler, heceler, sayılar, kavramlar… Aklımın haritasındaki yerini buldu.

Adımı öğrendim ilkin seninle. Anımsıyorum da, harfleri birleştirip adımı yazdığımda ve sonra büyük bir iştahla okuduğumda, aydınlık bir koku dolmuştu genzime. Allı pullu kelimeler, masal renkli imgeler, ahşap bir caddeden sola dönünce, önce güneş renkli saçlarından geçip parmaklarımın, dilimin kaldırımlarında oturup bir zaman, belleğimin başkentine kuruluyordu. Yaşamımın aynası ışıktan elim olmuştu; o ayna ki… her rengi, her tadı, her nefesi, her sesi yüreğinin gözlerinde saklıyordu.

Sayıların dilini seninle keşfettim. Saygı ve özveriyi topladığımda sevgi sonucuna ulaştığımı, umutla hayali çarptığımda yaşamla uzlaştığımı, geceden karanlığı çıkardığımda........

© Yeni Ankara