Sırlı yolcunun bıraktığı işaret
“Bazı insanlar hayatımıza gelmezler… Bazıları, kaderimizin kapısını aralamak için gönderilirler.”
Hayatımın bazı günlerini düşündüğümde, zamanın gerçekten de düz bir çizgi olmadığını hissederim. Bazı günler vardır… Takvimde yalnızca bir tarihtir. Ama insanın ömründe, bir milat olur. Bir telefon gelir, bir cümle duyarsın, bir yolculuğa çıkarsın. Ve o yolculuğun seni nereye götüreceğini bilmeden, kaderin seni bekleyen bir kapıya doğru yürürsün.
Benim hayatımda böyle bir gün vardı: 30 Eylül 2017…
O gün, henüz hiçbir şeyin farkında değildim. Henüz yaşanacakları bilmiyordum. Henüz bir ölümün, yıllar sonra bir doğumla nasıl birbirine bağlanacağını bilmiyordum. Henüz bir çocuğun son sözünün, başka bir çocuğun ilk nefesiyle nasıl aynı hikâyenin içinde buluşacağını bilmiyordum. O gün sadece bir telefon geldi. Telefonun diğer ucunda, kız kardeşimin on altı yaşındaki kızı, yeğenim Elif Feyza vardı. Bana şöyle dedi:
“Dayı, sana bir sürprizim var.”
“Dayı, sana bir sürprizim var.”
Bu cümleyi ilk duyduğumda, bunun hayatımın en büyük sırlarından birinin başlangıcı olduğunu nereden bilebilirdim? Ona, Ankara'dan iki gün sonra gelebileceğimi söyledim. Fakat ısrar etti. “Dayı, ne olur şimdi gel.” Sesindeki ısrarı kıramadım. Belki de insan bazı yolculuklara kendi iradesiyle çıktığını zanneder. Oysa bazı yolların başlangıcını biz seçmeyiz. Sadece çağrıyı duyarız ve yola çıkarız. Ben de Ankara'dan yola çıktım. Nereye gittiğimi biliyordum, fakat kaderin beni nereye götürdüğünü bilmiyordum.
KÖRSULU ÇAYI'NDAKİ VEDA
Kahramanmaraş'a vardım. Andırın'daki Gökgedik köyümüzde bulunan baba ocağına yeni girmiştim. Tam o sırada anneme bir telefon geldi. Telefonun diğer ucunda kız kardeşimin sesi vardı ama bu, normal bir ses değildi. Çığlık atıyordu, ağlıyordu. Sesi, köyün sessizliğini yarıp geçti:
“Kızım Elif Feyza suya düştü! Boğuldu! Yetişin!”
“Kızım Elif Feyza suya düştü! Boğuldu! Yetişin!”
O an… Dünyam yıkıldı. Bir insanın hayatında bazı saniyeler vardır; o saniyelerde düşünmezsiniz, sormazsınız, karar vermezsiniz. Sadece hareket edersiniz. Ben de öyle yaptım. Ok gibi fırladım, aracıma bindim. Gökgedik'in hemen aşağısından akan Körsulu Çayı'na doğru uçarcasına gittim. Yol bitmek bilmiyordu. Kalbim göğsüme sığmıyordu ve içimde tek bir düşünce vardı: “Yetişmeliyim.”
Fakat vardığımda her yer çığlık içindeydi. İnsanlar bağırıyor, ağlıyor, koşturuyor, birbirine ne yapacağını soruyordu. Hiç düşünmeden suya daldım. Birinci dalış başarısızdı. Tekrar çıktım, ikinci kez daldım. Ve o dalışta yeğenimin cansız bedenine ulaştım. Onu sudan çıkardım, kıyıya taşıdım. Bir süre suni teneffüs yaptım. Çabaladım, bekledim. İçimde küçücük de olsa bir umut vardı; belki dönerdi, belki yeniden nefes alırdı, belki gözlerini açardı.
Fakat olmadı. Elif Feyza geri dönmedi.
Bir süre sonra başucuna oturdum, yüzüne baktım. O daha on altı yaşındaydı. Biraz önce telefonda bana “Dayı, sana bir sürprizim var,” demişti. Şimdi ise sürprizini öğrenemeden, onun cansız bedeninin başında oturuyordum. Yüzüne baktım, içimde tarifsiz bir acı vardı ve dudaklarımdan şu cümleler döküldü:
“Ne sürprizin vardı benim için? Bana ne söyleyecektin? Niçin gelmemi bu kadar çok istedin?”
İşte tam o anda, hayatım boyunca unutamayacağım bir şey oldu. Bir ses duydum. Sanki içimden geliyordu, sanki dışarıdan geliyordu. Nereden geldiğini anlayamadım ama o sesi duydum:
“Dayı, üzülme… Ben sende geri geleceğim. Benim sürprizim bu.”
“Dayı, üzülme… Ben sende geri geleceğim. Benim sürprizim bu.”
O an şoka girdim. Ne olduğunu anlayamadım. Bir insanın acısı bazen öyle büyür ki akıl ile kalp arasındaki sınırlar birbirine karışır. Ben o gün ne yaşadığımı bugün bile tam olarak açıklayamam. Ama duyduğum cümleyi unutmadım. O an, bunun bir gün hayatımın en büyük sırlarından birine dönüşeceğini bilmiyordum. Sadece yeğenimin ölümünün acısını taşıyordum. Ve insan ölüm karşısında bazı soruların cevabını aramıyor. Sadece susuyor, sadece bakıyor, sadece Rabbine sığınıyor.
Defin işlemleri yapıldı. Toprak, Elif Feyza'yı bağrına aldı. Bir ev sessizleşti, bir aile........
