Yaşanan yanlışlıkların düzeltilme çaresini kendi değerlerimizde bulalım! (2)
Yaşanan yanlışlıkların düzeltilme çaresini kendi değerlerimizde bulalım! (2)
Çareyi içimizde arayalım dışımızda değil.
İtikadi açıdan aynı kıbleye (Kâbe’ye) yönelmek, inananların zihin ve gaye birliğini perçinlerken, sosyal açıdan omuz omuza durarak saf tutmak, aradaki mesafeleri eritir. Bir işadamı ile bir işçinin, bir bürokrat ile sıradan bir vatandaşın yan yana saf durması, Allah katındaki mutlak eşitliğin yeryüzündeki en somut göstergesidir. Bu durum, bireylerdeki sınıf farklılığı oluşturan kibiri veya eziklik duygularını yok ederek tam bir güven ortamı inşa eder.
İslam, servetin belirli ellerde toplanmasını değil, toplum içinde paylaşılmasını teşvik eder. Bu anlayışın en bilinen örneği zekâttır. Her Müslüman, malının belirli bir kısmını ihtiyaç sahipleriyle paylaşmakla yükümlüdür. Zekât, sadece ekonomik bir yardım değil; toplumsal huzuru koruyan bir dayanışma aracıdır. Yoksulun ihtiyaçlarının karşılanması, toplumdaki kırgınlık ve adaletsizlik duygularını azaltırken, zengin ile ihtiyaç sahibi arasında gönül köprüleri kurulmasına vesile olur. Böylece ekonomik paylaşım, sosyal bütünleşmeyi de beraberinde getirir.
İslam bir cemaat dinidir ve bu cemaatin fiziksel olarak ete kemiğe büründüğü yer camilerdir. Caminin kelime anlamı “toplayan, bir araya getiren” demektir. Günde beş vakit camide buluşan Müslümanlar, aralarındaki makam, servet, ırk ve sosyal statü farklarını caminin kapısında bırakırlar.
İslâm; doğruluk, dürüstlük, adalet, kardeşlik, dostluk, ülfet ve hoş geçimlilik, güler yüzlülük, selâmlaşma, ağırbaşlılık, sabır ve metanet, şefkat ve merhamet, af ve hoşgörü, saygı ve sevgi, dayanışma ve yardımlaşma, birlik ve barış, cömertlik,........
