menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

İklim krizine medeniyet reçetesi

21 0
07.04.2026

İklim krizine medeniyet reçetesi

Türkiye, 2026 yılında küresel iklim diplomasisinin en kritik organizasyonu olan COP31 zirvesine Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığımızın koordinasyonunda hazırlanıyor. 2026’nın en büyük küresel organizasyonlarından biri olarak Antalya'da yapılacak bu devasa zirvede; dünya liderleri, uluslararası örgütler ve sivil toplum kuruluşları küresel ölçekte kritik kararları tartışacak. Emine Erdoğan Hanımefendi'nin himayesinde bir dünya markası haline gelen “Sıfır Atık” projesi de önemli gündem başlıklarından biri olacak.

Ne var ki; Antalya'da kurulacak o masada kâğıt üzerinde karbon hesabı yapacak olanların sahadaki riyakârlığı tüm çıplaklığıyla ortada. Bugün küresel kürsülerde durmaksızın "iklim duyarlılığı" nutukları atılırken, diğer yanda ABD-İsrail ekseninin İran’la körüklediği savaşta vurulan rafineriler ve kritik tesislerden yükselen dumanlar gökyüzüne telafisi imkânsız bir zehir kusuyor. Dünyayı en çok kirleten emperyal akıl, kendi çıkardığı savaşlarla tabiatı katlederken iklim zirvelerinde boy göstermesi trajikomik bir çelişki. Üstelik bu emperyal kibir; iş menfaatine dokunduğunda Paris İklim Anlaşması gibi sorumluluklardan fütursuzca çekilerek küresel mutabakatları bir oyuncak gibi gördüğünü kanıtladı. Bu ağır ekolojik buhran, masayı dilediği an terk edenlerin diplomatik formülleriyle çözülemez. Zira asıl mesele; modern insanın tabiatla, eşyayla ve Yaradan'la kurduğu ontolojik ilişkinin temelden sarsılmış olmasıdır.

Batı'nın tabiatla kurduğu ilişki, temelde bir "tahakküm" ve "zafer" ilişkisidir. Aydınlanma dönemi ve Descartes aklıyla birlikte modern insan, tabiatı yenilmesi ve kalıplara sokulması gereken vahşi bir mekanizma olarak gördü. Dahası "Tanrı ile savaşma" fikri doğdu. Nitekim 14. Louis, Versailles Sarayı'nı inşa ettirirken kendisini........

© Yeni Akit