Daralan otomotiv pazarında vergi paradoksu!
Daralan otomotiv pazarında vergi paradoksu!
Türkiye otomotiv pazarı son aylarda alışılmış dengelerin dışına taşmış durumda. 2025 yılında 1 milyon 350 bin adedi aşarak tarihi zirvesine çıkan pazar, 2026’da yön değiştirdi. Yılın ilk beş ayında toplam satışlar geçen yılın aynı dönemine göre yaklaşık yüzde 8-10 bandında daralırken, bazı aylarda bu gerileme yüzde 20’nin üzerine kadar çıktı.
Satış adetleri geriliyor, ancak aynı şeyi kamu gelirleri için söylemek pek mümkün değil. Hatta bazı kalemlerde artış sürüyor. Bu tablo, otomotivi yalnızca bir üretim-tüketim meselesi olmaktan çıkarıp doğrudan maliye politikalarının merkezine yerleştiriyor.
Otomobil ve hafif ticari araç pazarındaki daralma artık geçici bir dalgalanma gibi görünmüyor. Mayıs ayında pazarın yıllık bazda yüzde 22’den fazla küçülmesi, talepteki kırılmayı net biçimde ortaya koyuyor. Yılın ilk dört ayında toplam pazar yaklaşık 370 bin adet seviyesinde kalırken, otomobil satışlarında yüzde 5-6 civarında düşüş dikkat çekiyor.
Bu tabloyu belirleyen temel faktörler değişmiş değil. Sıfır araç fiyatları son iki yılda katlanarak arttı. Kredi faizleri aylık yüzde 3’ün üzerinde seyrediyor, vadeler ise sınırlı. Bu şartlarda yeni araç almak birçok hane için ertelenmiş bir karar haline gelmiş durumda.
Bu erteleme eğilimi ikinci el piyasaya da yansıyor. Ancak burada fiyatlar beklenen ölçüde geri gelmiyor. Artış hızı kesilmiş olsa da aşağı yönlü güçlü bir düzeltme yok. Bu da piyasayı durağanlaştırıyor. Alım-satım var, ama tempo düşük.
Vergi tarafında ise bambaşka bir tablo var. Türkiye’de bir otomobilin nihai fiyatının çoğu zaman yarıdan fazlası vergi kalemlerinden oluşuyor. ÖTV ve KDV’nin birleşik etkisi, araç başına düşen vergi yükünü ciddi ölçüde artırıyor. Bu nedenle satış adetleri düşse bile, yüksek fiyatlar sayesinde toplam........
