Maskenin Ardından Bakmak
Maskenin Ardından Bakmak
Maskenin Ardından Bakmak
Kürt Meselesi, Kimlik, İhanet ve Sorumluluk
Bize soruyorlar: “Sen kimsin?” “Sen hangi Kürt adına konuşuyorsun?” “Sen hangi parçanın, hangi geleneğin, hangi şehidin mirasçısısın?”
Ve cevabı beğenmediklerinde ekliyorlar: “Sen zaten haindin.”
Bugün Kürt meselesinde en hızlı dolaşıma sokulan kelime budur: ihanet. Ancak ihanet, bir siyasal analiz kavramı değildir; bir susturma tekniğidir. İhanet, bir pozisyonu çürütmez; onu tartışma dışına iter. İhanet, yanlışın nedenlerini açıklamaz; sorumluluğu kişiselleştirir. Bu nedenle ihanet söylemi, politik aklın tıkandığı yerde başvurulan son sığınaktır.
Subcomandante Marcos’un maskesi tam da burada anlam kazanır. Çünkü Marcos’un söylediği şey şudur: “Sorun kim konuşuyor değil; konuşmanın hangi yapısal sessizliği deldiğidir.”
Kim Konuşabilir? Kim Susmalı?
Bugün Kürtlerin dört parçada yaşadığı tarihsel deneyim, tam da bu sessizliklerin üzerine çökmüş durumdadır. Irak’ta, Türkiye’de, Suriye’de ve İran’da farklı koşullarda şekillenen Kürt siyasal kültürleri, son on yılda ortak bir noktada buluştu: yenilgiyle yüzleşme anı.
Ve her yenilgide olduğu gibi, ilk refleks yine aynı oldu: Hesaplaşmak yerine lanetlemek.
Türkiye’de barış süreciyle birlikte açılan politik alan, Kürt siyasetinin yalnızca devlete değil, kendi iç dogmalarına da temas etmesini mümkün kılmıştı. Silahın gölgesinin kısmen geri çekildiği, sözün nispeten öne çıktığı bu moment; aynı zamanda Kürt siyasetinin en derin krizlerinden birini görünür kıldı. Çünkü söz çoğaldıkça, otorite krizi açığa çıktı.
Bu kriz, özellikle Abdullah Öcalan şahsında kristalize edildi. Bir kesim için Öcalan, stratejik dönüşümün ve barış arayışının ifadesiydi. Bir başka kesim içinse: “Daha ana rahmine düştüğü andan itibaren hain.”
Bu ifade bir öfke patlaması değil; Kürt siyasetinde yerleşmiş, tarihi ahlaki mutlaklıklar üzerinden okuyan bir zihniyetin çıplak ifadesidir.
Bu pozisyon, tarihi çizgisel ve ahlaki kategorilerle okur: Ya mutlak direniş vardır ya mutlak ihanet. Ya saf devrim vardır ya mutlak teslimiyet.
Oysa tarih böyle işlemez. Devrimci siyaset, saf niyetlerle değil; çelişkilerle yürür.
Marcos burada fısıldar: “Beni eleştiriyorsunuz çünkü ben sizin hayalinizdeki kimlik değilim. Ama sizin hayalinizdeki kimlik, bu dünyanın gerçekliğine uymuyor.”
Bugün Kürt siyasetinde yaşanan tam olarak budur. İdealleştirilmiş direniş imgelerine uymayan her politik hamle, “ihanet” etiketiyle damgalanmaktadır. Üstelik bunu yapanlar yalnızca ulusalcı çevreler değildir.
Radikal Sol ve Ulusalcı Dil
Daha sarsıcı olan, kendisini “radikal”, “devrimci”,........
