menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Osmanlı’da Türk kimliği kaybedilmek üzereydi

397 0
25.02.2026

www.yildirimkoc.com.tr

Türk milliyetçiliğinin ortaya çıkışını anlayabilmek için, önce İslam’ı kabul sonrasında ve özellikle Osmanlı İmparatorluğu döneminde Türkler’in nasıl bir kimlik kaybı yaşadıklarını bilmek gereklidir.

Osmanlı döneminde yüzyıllar boyunca imparatorluğun her açıdan yükünü çeken Türkler, horlanmış, aşağılanmış, kenara itilmişti. İnancın ön plana çıkarılmasıyla, Türklerin büyük çoğunluğu kimliklerini yitirmişti. Araplar “Kavm-i necib” (soylu kavim), Ermeniler “Millet-i Sadıka” (sadık millet) olarak anılırken, Türkler “Etrâk-ı bî-idrâk” (anlayışı kıt Türkler) idi. Bu süreci tersine çevirenler, Yusuf Akçura, Ziya Gökalp, Ömer Seyfettin gibi aydınlar, 1912 sonrasında İttihat ve Terakki ve esas olarak da Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşlarıydı. Mustafa Kemal Paşa’nın önderliğindeki kadroların Kurtuluş Savaşı’nı zaferle sonuçlandırmaları ve ardından gerçekleştirdikleri uygulamalarla, ırkçılığa ve yayılmacılığa (irredantizme) kaçmayan, Anadolu topraklarında yaşayan tüm halkları bir millet olarak bütünleştiren bir Türk milliyetçiliği anlayışı yerleştirildi. “Etrâk-ı bî-idrâk”, “ne mutlu Türküm diyene” yapıldı. 

Osmanlı’nın son dönemlerinde Türklerde yaşanan kimlik kaybını çeşitli örneklerle görmek mümkündür. 

Arminius Vambery, 1832-1913 yıllarında yaşayan bir Macar dilbilimciydi. 1857-1863 yıllarında İstanbul’da bulundu. Daha sonraki yıllarda İngiliz casusu olarak çeşitli seyahatler yaptı. İlk baskısı 1898 yılında yapılan ve yazarının “Budapeşte Üniversitesi Profesörü” olduğu belirtilen kitabında, İstanbul’da yaşadığı döneme ilişkin bir gözlemini şöyle anlatıyordu:

“Kırk yıl önce Türklük kelimesi -ya da harfiyen Türk- kaba ve vahşi eşdeğeri bir tür hakaret olarak kabul ediliyordu ve tahsilli insanlarla bir konuşmam esnasında, bu milletin farklı şubelerinin Léna kıyılarından, Asya boyunca Adriyatik sahillerine kadar uzandığını, ayrıca yeryüzündeki kavimler arasında en fazla coğrafi yaygınlığı sahip olan Türk milletinin etnik önemini hasbelkader hatırlattığımda aldığım cevap ‘Ama, bizi Kırgızlarla ve Tataristan’ın kaba-saba göçebeleriyle karıştırmayacaksınız herhalde’ olmuştu. Daha o dönemde bile kendimi Türkiye’nin doğusundaki lehçeleri tetkike adamış olduğumdan, bu amaca ulaşmaya yönelik gayretlerim çoklukla alay konusu oluyor ve entelektüel kültürümüzden haberdar birkaç efendi........

© Veryansın TV